2 Haziran 2017 Cuma

AY İLHAMIM GELDİ AMA VAKTİM YOK!

Akşam Blues'un kapanış etkinliği var, bir minik toplaşma. Oraya gideceğim, Blues'a geçmeden Nazlı'yla yemek yiyelim demiştik ama ben bir türlü götümü kaldıramadım koltuktan. Elimdeki kitapları bitireyim dedim, kesin geç kalacağım. Çok yazasım var, yazıyorum o yüzden ahahaha. Bir bardak da çay içeceğim sonra zıplarım.

Bunu biraz detaylı anlatmak istemiştim ama zaman geçtikçe unutuyorum kitapları. Çelik hafızam eskisi kadar da çelik değil galiba. O yüzden hemen bahsedeceğim.

Geçenlerde Dost'ta dolanırken aldım, okuduğum ilk PKD kitabı. Bilim kurgu değil. Minicik bir kitap, aslında orijinal metinleri sağdan soldan bulup okuyacak olursanız, para vermek zorunda kalmayabilirsiniz. İçinde iki metin var, Şizofreni ve Değişimler Kitabı ve Uyuşturucular, Halüsinasyonlar ve Gerçeği Arayış.

İlk metinde PKD dünyayı algılayış açısından iki kavram tanımlıyor: koinos kosmos (ortak dünya) ve idios kosmos (içsel dünya). Pek çok canlının daha doğduğu anda bu koinos kosmos'la yüz yüze geldiğinden fakat insanın bir müddet daha (ergenliğe dek, yaşamla yüzleşene dek, sorumluluk alması gerekene dek, her ne diyecekseniz) kendi idios kosmos'unu muhafaza edebildiğinden bahsediyor.

Şizoid kişilik, kişinin ilk kez koinos kosmos ile karşı karşıya kalması ve bu karşılaşmanın kendi tanımladığı idios kosmos'a paralel olmayışı ile ortaya çıkıyor ve gelişiyor PKD'ye göre. Kişinin içsel dünyası ile gerçek dünya, kendisi dışındaki katı dünya çatışmaya devam ederse, yaşamla ve benlikle ilgili korkular ve kaygılar artıyor ve kişi kendi içsel dünyasına kapanmayı ve koinos kosmos'u reddetmeyi seçebiliyor.

Böyle ifade ettik ama aslında PKD'ye göre şizofreni hali, aslında içsel dünyanın seçilip geri kalan tüm gerçekliklerin dışlanması değil. Zamanın durması ve her şeyin tek bir an içerisinde cereyan etmesi, dolayısıyla tüm gerçeklerin vuku buluşu ve kabulü söz konusu. Tam da bu sebepten, şizoid birey dış zamana ayak uyduramıyor, onu algılayamıyor ve ona tepki veremiyor.

Psikoloji konusunda yeterli birikimim olmadığından PKD ne kadar haklı, ne ölçüde yanılıyor bunun muhakemesini yapamıyorum tabii.

İkinci metin uyuşturucu ve halüsinasyon deneyimleri üzerine. Daha kısa bir metin, çok da aklımda kalmamış ama daha çok halüsinasyonun doğası ve görülme koşulları üzerinde duran bir metin.

Bu enteresan bir kitap, metroda büyük keyif alarak okumuştum. Siz de bakabilirsiniz dediğim gibi.

Ay Nazlı aradı ahaha hemen hazırlanıp çıkmam lazım, şunu da biraz yazayım gideyim. Niye böyle dar bir zamanda böyle bir yazma aşkıyla doldum hiçbir fikrim yok anasını satayım.

Ateş Merdivenleri, yazarın İçsel Kentler adını verdiği serinin ilk kitabı. Bu kitapta, anladığım kadarı ile, haşır neşir olacağımız karakterleri birer parça tanıma imkanı buluyoruz. Yine de bir kurgu mevcut, öykü daha çok Lilian karakteri üzerinden ilerliyor. Kitaplar o dönem birbirinden bağımsız romanlar gibi algılanmış daha çok. Okur çapraz temasları, karakterlere yapılan atıfları falan çok anlayamamış. O yüzden sanırım sırayla okumak şart olmayabilir. Ama herhalde o temasları, göndermeleri anlayabilmek için kitapları art arda okumak da faydalı olabilir.

Bu, Martina'nın en sevdiği yazarlardan biriymiş, o önermişti. Aslında karakterlerin halet-i ruhiyelerine çok daldığımız okumalar son zamanlarda beni biraz boğuyor, eskisi kadar keyif almıyorum. Durumdan çok olay istediğimden değil de, genel olarak insanların davranış kalıplarını, düşünce biçimlerini çözmeye çalışmak, didiklemek, altında bir şeyler aramak, bulmak falan çok yordu beni. Onunla alakalı olabilir diye düşünüyorum. Yine de bu kitabı okurken keyif aldım. Ana karakterle kendimi özdeşleştirebileceğim pek çok nokta bulmam mıydı nedeni, neydi bilmiyorum ama, boğulmadan, sıkılmadan temiz temiz okudum.

Kadın-erkek ilişkileri, kadın-kadın ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri, aşk ilişkileri, işte hep içine düştüğümüz ama bir türlü çözümleyemediğimiz kişiler arası cereyan eden soğuk ve sıcak savaşlar, hepsi bir miktar var. Bakmak isteyebilirsiniz.

Bu, üç dört senedir aklımda olan bir kitaptı, Utku'nun tavsiyesi üzerine öne çektim. Yaklaşık bir ay önce okumaya başladım, kitabın %60'ını falan bir çırpıda okudum. Sonra her nedense koptum mevzudan, bir müddet bekledi. Az önce bitirdim.

Daha önce Yürümenin Felsefesi'ni okumuştum, yazmıştım da. Aşağı yukarı o ayarda bu da, yürümenin tüm halleri kısaca, hafif duygusal, hafif şiirsel bir tempoda gözümüzün önünde.

Yaygın kanının aksine, insanı insan yapan baş parmaklar değil, yürümektir diyor Le Breton. Bedeniniz var, onu kullanın diyor, insanoğlu arabadan çıkmadı, bir zamanlar yürüyordu diyor. Hac yolculukları, küçük gezintiler, yürüyüşçünün karşılaştığı, karşılaşabileceği zorluklar, hepsinden kısa kısa bahsediyor. Tarihte bir şekilde bilinmiş ve tanınmış yürüyüşçüleri anıyor, onların deneyimlerine yer veriyor. Yürümeyi derliyor, toparlıyor ve hakikaten övüyor, sayfalar boyunca.

Yürüyüşçünün kendi algılayışı, doğayı algılayışı, düşleri, korkuları, arzuları, her şey yahu her şey var.

Ben hem yürümeyi, hem de yürümekle alakalı metinler okumayı seviyorum. Sel'in bu "Yaşam Kitapları" dizisi de güzel şeylere temas etmiş gibi geliyor, buralardan bir yerlere varabiliriz.

Bunların dışında, Bauman'dan "Akışkan Modern Dünyada Kültür"ü okudum. O çok uzun sürer şimdi, hiç bulaşmayacağım. Zaten yarısını anladıysam yarısını anlamamışımdır ahaha, o biraz demlensin.

Şimdi koşayım da hazırlanayım, hiçbir yere yetişemiyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;