10 Ekim 2017 Salı

5.&6.

İki gündür pek bir şey olup bittiği yok. Eve kapandım kitap okumak için, güya maraton yapıyorum ama hastalıktan ve acıdan hiçbir şey okuyamıyorum.

Diş etlerim iltihaplandı ve mütemadiyen oyuluyorlar. Artık çok panik olduğumdan bu gün sağlık ocağına gideceğim çünkü sikik toki turkuaz'da sadece o var. Beni muhtemelen bir diş hekimine yönlendireceklerdir. Yarın da okula gidip oradaki diş hekimine görünebilirim diye düşünüyorum.

Dün gece çok korkunçtu, boğazım ağrıyordu. Sonra neden bilmiyorum küçük bir panik atak krizi de geçirdiğime inanıyorum. Uyuduğumda saat dördü geçiyordu. Ağlayarak, inleyerek uyudum.

Bıktım ruh hastası olmaktan arkadaşlar, bademcik ve diş eti hastası olmaktan da bıktım. En son ne zaman sağlıklı bir bireydim diye düşünüyorum, kendime cevap veremiyorum. Çayımı içip sağlık ocağına yollanacağım ayh, bir de doktor kaprisi çekeceğim.

Bu günler içinde Budala ile boğuştum ama bitiremiyorum. 100 sayfam kaldı ama tamamen koptum kitaptan, halbuki ayıla bayıla okuyordum. Araya başka kitaplar sokuşturdum, 1,5 kitap okudum, onlardan bahsedeyim.

Birkaç sene evvel Teneke'yi okumuştum Yaşar Kemal'den. Evde de Demirciler Çarşısı Cinayeti okunmayı bekliyor öyle, kocaman diye elim gitmiyor. Neyse Teneke'yi sevmişim ama bende çok iz bırakmamış, biraz da boğucu bulmuştum herhalde. Şimdi düşününce boğucu buluyorum, sıcak, sinekler, çiftçiler amaan. O yüzden midir nedir Yaşar Kemal'e hep uzak kaldım. Geçen Dost'ta dolaşırken minik bir kitabını okuyayım şu adamın dedim ve bunu seçtim, bununla da laneti kırdık tabii.

Kuşlar Da Gitti, çok minik ve çok sıcak bir kitap, bir solukta okunuveriyor. İstanbul'un ücra semtlerinden birinde kuş yakalayan ve daha sonra bu kuşları azat ettirerek hayatta kalmaya çalışan çocukları anlatıyor. İstanbul'da eskiden böyle bir gelenek varmış. Kuşçular bir sürü kuş yakalar, demir kafeslerin içine doldurur, meydanlara çıkarlarmış. Sonra da cüzi bir miktar karşılığında halk bu kuşları alıp azat eder, böylece sevap kazandıklarına inanırlarmış. Yaşar Kemal, bu eski geleneğin yitiminden insanoğlunun iyiliğini ve duyarlılığını sorguluyor. Yani ne diyebilirim ki, duygulanmamak elde değil. Bence bunu kaçırmayın.

Hiç Türk yazar tanımıyorum. Bunu da o yüzden almıştım, tanımadığım bir öykücü, tanıyayım diye. Hayatımda yaptığım en kötü seçimlerden biriymiş. Hiç sevmedim, yarısından çoğunu bir şekilde okumuş olmama ve çok da ince bir kitap olmasına rağmen bitiremedim, buçuk bu.

İçinde çok kısa öyküler var ama bu öykülerin ne başı belli ne de sonu. Üstelik çok havada, fazlaca melankolik, sisler içinde dolanıp da hiçbir yere varamıyormuşsunuz gibi. Bu tür bir duygusallıktan ve hüzünden hoşlanıyorsanız belki sizler sevebilirsiniz ama ben tahammül edemedim ve kendime de daha fazla eziyet edemedim. Yazarın tarzı hiç bana göre değilmiş, bir başka kitabı daha var, ona da hiç elleşmem.

Şimdi Budala'yı bitirmeye çalışacağım. Bir yandan Nazım Hikmet'in bir kitabını aldım, onu okuyorum. Nazım'ın yaşam tutkusuna bayılıyorum, şiirleri de çok güzel. Budala ile cebelleşmek beni çok yorarsa sanırım Barış Bıçakçı'ya başlayacağım. İşte böyle dostlar. Bir de şarkı bırakayım ama acaba ne bıraksam...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;