31 Ocak 2018 Çarşamba

olanlar bitenler filmler

En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini'nden sonra bir satır kitap okuyamadım. Ayın 25'inde sözleştiğimiz gibi Guni'yle buluştuk. Hava yağmurluydu şansımıza, ıslandık ve üşüdük. Çok çişi geldiği için bir tane simitçiye girdik, bir miktar çay içip havadan sudan sohbet ettik. Sonra simitçide titremeye başladığımızı fark edince çay içebileceğimiz ama üşümeyebileceğimiz ama sigara da içebileceğimiz bir yer aramaya başladık. Beyoğlu diye bir bar var burada, oraya çöktük ve akşama kadar oturduk ve çay içmeye devam ettik. Bar bir anda doldu, akşamları canlı müzik yapıyorlarmış, kendi yaşlarımızda bir ton suratsız genç birasını yudumlarken biz çay içmeye devam ettik. Böylece alkolden uzak duruyorum kararım hâlâ yürürlükte kaldı.

Çıktığımızda yer-yön duygumun zayıflığını çok net bir şekilde fark eden Guni, eve tek başıma ulaşamayacağımdan şüphelendiğinden beni otobüse bindirip öyle gitti.

Ertesi gün akşama doğru Burak'la buluştuk. Onunla yarım şişe bira içerek alkolden uzak duruyorum kararımı azıcık sekteye uğrattım ama bir şişe birayı bile bitirememek kendime olan inancımı tazeledi. Tavuk mavuk yedik sonra, sonra da beni eve bıraktı. Ondan sonra da dışarıya çıkmadım bir daha.

Dün değil önceki akşam Mecit Abi'mler geldiler. Sinemis'i çok özlemişim. Onunla kitaplardan konuştuk, bana kitap ödünç vermesi konusunda sözleştik ahahah. Ben ona yol yakınken okulu bırakmasını falan öğütledim ama o siyo olma fikrinde kararlı. Ne yapalım, bir genç kanı daha mevcut sisteme kurban verdik ahahaha.

Kuzenlerim içinde dünyaya benim gibi bakan biri yok. İyi ki de yok, böylece sağda solda hiçbir iş beceremeden sürünmek yerine kendilerine tutunacak bir şey bulup kendilerini tatmin edecek bir şeyler yaparlar bari. Biz de oturduğumuz yerden bunları eleştiririz ama neresinden baksan şunu veya bunu üreterek bir şeylere katkı sağlamak daha iyi bir şey herhalde. Gerçi bilemiyorum ki katkı sağlanan şey ne kadar iyi. Hiçbir şey yapmamaktan iyidir diye düşünüyorum.

Kitap okuyamayınca, evden de çıkmayınca sürekli bir şeyler izliyorum. Size onlardan bahsedeyim. Sürekli bir şeyler izliyorum dediğim de aman, elle tutulur bir şeyler değil. Film izleyeyim çokça diyordum ama izleyemedim film. Dizi ve Tolga Çevik ve İlber Ortaylı izlemeye devam ediyorum.

Aaa ondan önce şeyi de anlatayım, Esin'le görüşmeye gittim, ardından da diş hekimine gidecektim, annem de peşime takıldı. Esin'le artık konuşmaktan usandık ve bu ikimiz için de geçerli, bunu fark ediyorum. Bir noktaya kadar ilerledik ve orada tıkandık ve bu durum artık ikimizi de bezdirdi. Öyle konuştuk yani, Esin'le ilgili en iyi şey kendimle ilgili yargılarıma güvenmesi kadının. Akşam Mecit Abimlerle otururken "Okul bitmiyor diye bu kadar sıkıntılısın" dedi mesela, "Yok ya, onu o kadar kafaya taktığımı düşünmüyorum" dedim. "Ben senin neye kafayı taktığını, ne hissettiğini çok iyi biliyorum." dedi. E maşallah, benim neye kafayı taktığımı, ne hissettiğimi benden başka herkes biliyor. Bunu çok sık yaşıyorum, "Şöyle düşünüyorum, şöyle hissediyorum" diye açık açık kendimi ifade ettiğimde "Hayır öyle düşünmüyorsun" gibi bir cevapla karşılaşıyorum...Uğur Bey de böyleydi, "Neden böyle hissediyorsun, ne düşünüyorsun?" gibi soruların yanıtlarını hiçbir zaman sonuna kadar dinlemezdi sağ olsun ve her konuşma bir meydan muharebesine dönüyor ondan sonra. E iyi yani, ne diyebilirim ki? Herkes her şeyi pek güzel biliyor zaten. Kimsenin kafası hiç karışık değil, nasıl her şeyden bu kadar emin olabiliyorlar, nasıl her şeyi bu kadar çok bilebiliyorlar ben anlamıyorum ama bunca şeyi bildiklerine göre, benim düşünce ve hislerimi de benden iyi bilirler, ne diyeyim. Esin bana davranışlarımın altında yatan nedenleri görmeme sağlamaya yönelik sorular soruyor, eh, ben onları zaten görebiliyorum. Gördüklerimi söylüyorum, yargılamıyor, didişmiyor, onları kabul ediyor. En azından bu güzel.

Şimdi yeni bir ilaca başladık. Bu bileşeninde lityum tuzu olan bir ilaç, dolayısıyla ben yine kullanma konusunda çok istekli değilim ama her gün panikle, iç sıkıntıları ile uyanmak, sonsuz iç sıkıntıları ile yaşamak falan hiç iyi bir şey değil. Mecit Bey'e soruyorum sen bir hekim olarak gerekli görüyor musun bunu diye, 10 dakika aralıklarla fikir değiştiriyor. Hastanelik olduğumda beni sürükledikleri doktor "Cessie'nin hiçbir şeyi yok, sadece olgunlaşmamış" demiş. Daha ne kadar olgunlaşabilirim hiçbir fikrim yok gerçekten. Gerçi bir miktar durulmam gerekiyor olabilir ama belki de bazı insanlar hiçbir zaman o kadar da durulmuyordur, ben nereden bileyim?

İki tane filmden, bir tane diziden bahsedeceğim şimdi. İlki Lola Rennt, Run Lola Run. Zaman yolculuklu film ararken çıktı karşıma, pek beğenmedim. Gerçi filmin ritmi güzel, fondaki müziklerle beraber sağa sola koşturmak hepimizi yoruyor hakikaten. Lola'nın tekinsiz heriflere bulaşmış bir erkek arkadaşı var, onun telefonu ile başlıyor film. Adamlara teslim etmesi gereken parayı kaybetmiş, 20 dakika içinde bu parayı bulup teslim etmezse öldürülecek. Bunun üzerine Lola'nın parayı bulup yerine koyma koşuşturmacası başlıyor. İşler beklendiği gibi gitmeyince hop, 20 dakika öncesine dönüyoruz ve koşuşturmaca tekrar başlıyor, ve tekrar ve tekrar ve tekrar, ta ki Lola tatmin olana ve bitti diyene dek.

1998 Alman yapımı film. Yönetmen Tom Tykwer, IMDB puanı 7.7.

Öteki Happiness. Bu çok rahatsız edici, çok boğucu, çok enteresan bir film bence. Amerikalı bir aileyi ve onların yanındaki yöresindeki insanlara dokunuşlarını anlatıyor. Filmin adı Happiness ama filmde mutluluğa dair hiçbir şey yok. Daha doğrusu, mutluluk adı altında kendimize dayattıklarımız ve bunların ardında yatan çürüme anlatılıyor. İşte insanların yaşamda çeşitli başarı kıstasları var. Bir kadın için bu başarılı bir evlilik gerçekleştirmekken, bir başkası için kariyerinde yükselmek, öteki için dağılmakta olan evliliğini dağılmıyormuş gibi göstermek olabiliyor. İyi bir muhitte yaşamak, seçkin komşularımız olması, beğenilmek, ilgi odağı olmak, işimizde yükselmek veya birilerine yardım eder görünmek, bunlardan biri bizim başarı kıstaslarımız olabilir ya da onun basamaklarını oluşturabilir. Ama bunlar özümüzle uyuşmadığında, yani bunları yapmayı gerçekten istemediğimizde fakat istediğimizi sandığımızda teker teker patlıyotlar bir şekilde. Filmde de bunu görüyoruz, her şeye sahip ama yaşama şevkinden uzak, donuk insanlar ve inşa ettikleri her şey tepelerine yıkılırken bile mutsuzluğu öteye iteleyip bu donuk yaşamı mutluluk diye sunmaya devam ediyorlar, bir garip film. 1998 ABD yapımı, yönetmen Todd Solondz, IMDB puanı 7.8. Ben izlerken çok bunaldım ama belki bakmak isteyebilirsiniz.

Diziye gelecek olursak, Nip Tuck, dizi izlemeyi sevenler zaten biliyordur. 2003 yılında başlamış, 2010 senesinde bitmiş, 6 sezonluk bir Amerikan dizisi. Üniversite yıllarında çok yakın arkadaş olan iki plastik cerrahın yaşamı üzerinden ilerleyen bir dizi. Her bölümde farklı hastalar, farklı yaşamlar ve bu esnada hekimlerin de yaşamlarına, ilişkilerine, arkadaşlıklarına dahil oluyoruz. Diziyi daha bitirmedim, üçüncü sezondayım. Uyuşturucu ticaretinden pedofiliye, transeksüellikten obeziteye, akla gelecek gelmeyecek pek çok konuyu ele alıyor yan karakterler ve hastalar aracılığı ile. Tüm bu süre içinde toplumun güzellik algısını, güzel kavramının tektipleşmesini ve tıbbın bu toplumsal illüzyonda nerede durduğunu da sorguluyor. Tüm bunların yanında bolca sır, entrika ve seks de var. Enteresan bir dizi, IMDB puanı 7.7. Bakmak isteyebilirsiniz buna da.

Olanlar bitenler bunlar. Size bir de şarkı bırakayım, belki bu gün kitap okumaya muvaffak olurum.

8 yorum:

  1. nip/tuck güzel diziydi, iyi seyirler :)

    YanıtlaSil
  2. heey nip tuck iyiydi run lola da şu happines bilmiyom izleyim. sinemis he hatırlıyom yaaa. ilaçlar bilemedim ya sen doğrusunu bilirsin tabii ama kullanmak daha iyidir tabii. eh alkol az alabilsen sorun değil tabiii yaa ama çok kaçırıyorsan içme tabii.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben de ilaçları bilemiyorum. Hiç bilemedim zaten 17-18 yaşımdan bu yana.

      Sil
  3. bu dünyada herkers senı senden bıldıgını ıdda ederken - senı var gucuuyle deıstırnenye calsıırken cessie ,sen kendın olnna cesaretını gösterebiliorsan işte bu herşeye değer !! . bırak onlara göre yaptıklarnınızz boş ve anlannsız olsun . benınn annenn babann da dahıl cevrennde nnılyonlarca insan yaptıgınn her işi eleştırnenk ıcın ve" bırak bu boş işlerı!" nnuhabetı yapnnak ıcın can atıyorlar anna şu da var kı 35 sene oldu baktılar degıscegınn yok pek de sallannıyolar artık .sonunda rahat bı nefes alabılıorunn ..arada sırada bırılerı dürtünce de ben sallannıyıorunn artık.. o yuzden kafann rahat. ..sevgıyle kal...özgür ...

    YanıtlaSil

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;