15 Ağustos 2018 Çarşamba

demişler ki öldü, inanmayın balık geri döndü ;)

Bilgisayarımın ağzına sıçtım arkadaşlar. Ev değiştirirken aletin bataryasını evde unutmuşum. Yırtık külotlu çoraplarımı falan öbekleyip bana iade eden mert nedense bataryayı çöpe atmaya karar vermiş. Her an parçalarına ayrılacak gibi duran bilgisayarı sırt çantama sokuşturmaya cesaret edemediğimden ve alet zaten her yaz kampta nemden kafayı yediğinden ve onu Ankara'ya bozulmuş olarak götürdüğümden ve zaten buralarda çok fazla da kullanmadığımdan, bu yaz getirmedim. Hiçbir şey için vaktim de yok zaten, tüm boş vakitlerimi uyuyarak geçiriyorum. Sesim soluğum bu yüzden çıkmıyordu, bu gün bir genel off günü, çocukların her biri bir yere dağıldı, kampta üç kişi falanız. Ben de fırsat bu fırsat dedim Bubu'nun bilgisayarını aldım. Her şey sizler için fkdsjklfds.

Ne anlatayım, kaplumbağa serüvenimin nasıl başladığından, nasıl ilerlediğinden, şu sıralar nelerle uğraştığımdan falan bahsedeyim... 2015 yazında staj yapmak için geldim ilk kez, o dönem işte hep bahsediyorum, sonsuzca şuursuz olduğum, kendimi kesip durduğum bir dönem idi. Kampa ilk geldiğimde çok sessizmişim, ben hatırlamıyorum, Kerem Hoca öyle diyor. Biraz açılayım diye beni konuşturmaya çalışıp duruyormuş. Sonra Fatih, bir Niğit arazisi sırasında inanılmaz eğlenceli olduğumu keşfetmiş ve beni kendi ekibine almış. Bu macera, o kara gün başladı arkadaşlar, Niğit ekibine dahil olduğum o kara gün başladı ve dördüncü yazımızda hala devam ediyor.

Burada toplamda 30 kmlik bir kumsal çalışıyor, beş tane arazi bölgemiz var. Hayalinizde hiç öyle deniz kenarında çadırlar falan canlanmasın. Ana sponsorumuz BETUYAB'ın yönetim binasının arka bahçesinde ufak bir kamp alanımız var, orada yaşıyoruz. Çalıştığımız bölgelere araçlarla bırakılıyoruz. Bu dipnotu geçtikten sonra devam ediyorum.

İlk sene burada şuursuzca o kadar çok eğlendim ki ağlayarak falan ayrıldım ve gelecek yaz kesin geleceğim dedim. İkinci yaz Köprüçay dediğimiz bölgeyi kitlediler bana, sonraki iki yaz orada çalıştım. Hem insan faaliyetinin hem de yuvalama miktarının hayli yoğun olduğu bir bölge olduğu için orada çalıştığım iki yaz boyunca sinirden stresten saçlarımı yoldum, yuvalarım kayboluyor diye kendimi yerlere attım ve her şey götümde patlayacak diye panik atak krizleri geçirdim.

Bu kış cebren ve hileyle, hocayı sonsuzca darlayarak kendimi tekrar Niğit'e transfer ettirtmeyi başardım. Karşınızda bu güne bu gün Niğit şefi duruyor fkjjskds. Bu yıl Bubu ile beraber araziyi ve tüm kampı yönetmeye çalışıyoruz. Beş tane şef arkadaşa hoşça kalın dedikten sonra fkjdskfds bu işte ne kadar başarılı olduğumuz tartışılır arkadaşlar.

Enteresan bir yaz oluyor, bir tane oğlanı dövmeye kalkışmamı saymazsak insanlara karşı sükunetimi ve sabrımı koruyorum ve yüz binlerce kez çöpleri değiştirmelerini, sifonu çekmelerini, saçlarını duş giderinde bırakmamalarını falan söylüyorum. İnanılmaz sakinleştim ve duruldum. Bir ara yine atak geçirecek gibi oldum, sakince Kerem Hoca'nın odasına gittim ve "Hadi kokoreçe gidelim, dönüşte de beni acile atarsınız." dedim. "Şaka yapmıyorsun değil mi, şaka yapmıyor olma ihtimalin daha yüksek çünkü" dedi. Şaka yapmıyordum. Önce kokoreç, sonra sakinleştirici serum yedim. Akşama kadar uyudum, bir müddet araziye çıkamadım ve şimdi her şeye kaldığım yerden devam ediyorum.

Sponsor firmalarımızdan biri de Mavi. Her yaz kalabalık bir ekiple kampa geliyor, bir gece kalıyor, ertesi gün de kaplumbağa falan görüp gidiyorlar. Bu yaz Kıvanç Bey de (Tatlıtuğ olan) mavi ekibi ile birlikte kampı ziyaret etti, ertesi sabah da kendisiyle yuva açtık. O da çok ilginç bir deneyim idi.

Bütün bunlar dışında olan bitenler, tatsızlıklar ve çalışma rutini, çok bir şey yok. Bu yaz kitap okumaya da hiç fırsat bulamıyorum. Marquez'in Benim Hüzünlü Orospularım'ını okudum buralarda. Şer Saati'ni de getirdim galiba. Gülten Akın'dan Deli Kızın Türküsü'nü okudum, Epikür'ün özdeyişlerini okudum, Epikür'de pek matah bir şey yok. En son da Nazım'ın Yeni Şiirler'ini bitirdim.

Bu arada Utku'nun kitabı çıktı, Asker Daha Fazla Elliot Smith Dinlemek İstemiyor. Bir nebze samimiyet kurduğumuza inandıktan sonra kendisini "haydi yaz, nooolur yaz" diye sıkıştırmaya başlamıştım. Kitabı da heyecanla bekliyordum. İlk ve tek off günümde hemen D&R'a koştum ve kitabı sordum fakat ben Antalya'ya gidebildiğimde internet satışları başlamış olsa da dükkanlara dağıtımı yapılmamıştı. Henüz alıp okuyamadım ama siz okursunuz belki. Benden evvel okursanız kıskanırım biraz ama olsun, yine de okunsun. Utku'ya çok inanıyorum.

Sıkıştıkça ona yazıyorum, en son "Ben artık devam etmek istemiyorum ya, neden devam ediyoruz ki?" diye yazdım, "Sevmek için" dedi. Ne diyeyim, adam sanatçı işte.

Bu gün oturup Fatih'ten aldığım makaleye göz gezdireceğim ve kitap okuyacağım ve yeni gelen çocuğu dart atalım diye sıkıştırırım belki. Akşama doğru Bubu ile Lend of Legends'a gidip muhallebi yiyeceğiz. Durumlar ve planlar böyle. Eylül sonlarına doğru ya Adana'ya ya da Ankara'ya geçmiş olacağım. Kendinize dikkat edin, bana ses vermeyi unutmayın.

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;