13 Nisan 2018 Cuma

olan biten, şalanj

Günlerimi saatlerce uyuyarak, hiçbir şey okuyamayarak ve izleyemeyerek ve çeşitli mecralardan insanlara musallat olarak geçiriyorum. Kendimi çok boş hissediyorum ve çok boş bir insan olma fikri beni müthiş huzursuz ediyor. İki satır yazasım yok şuraya, vallahi nefes alasım da gelmiyor.

Seneler önce, her bunaldıkça kendimi kestiğim için herkes seferber olmuştu bana bir hobi bulmak için. Sonunda Aykut imdadıma yetişmiş, bana eski bir fotoğraf makinesi göndermişti, içinde filmlerle ve kullanma talimatları ile. En azından dışarı çıkarım diye düşünmüştük fotoğraf çekme bahanesi ile. O kadar utandım ki fotoğraf çekme fikrinden, sadece evin penceresini çektim. O ara İstanbul'a gitmiştim Koray'ı görmeye, o yüzden son birkaç pozda vapur ve deniz de var, bir de Koray'ın çektiği benim iki üç fotoğrafım. O filmi fotoğrafçıya bassınlar diye götürmeye de cesaretim yok ama makineyi götürdüm, yeni film aldım.

Kızlarla Seğmenler'e gittik geçenlerde, makineyi unuttum. Nazlı'ya dövme yaptırmaya gittik yine makineyi unuttum. Artık çantamdan çıkarmayayım diyorum, ya parçalanır ya da üç beş fotoğraf çekmeye muvaffak olurum.

Çizim yapmaya çalışıyorum, çizdiğim her şey korkunç ve baktığım insanlara asla benzemiyor. Yine de pes etmiyorum. Bu kurstan atılma mevzusundan dolayı da Mert'i suçluyorum, belki haklıyım, belki değilim. Belki de olan biten her şeyden kendimi suçlamaktan yoruldum ve piyango Mert'e vurdu, bilmiyorum.

Geçen gün yine yumurta, beyaz peynir, kahve eşliğinde kahvaltı yaptım, aa yumurta pişirdim diye mutlu oldum. Kahve demişken kahve alayım da geleyim, belli ki çenem düşecek.

Bütün bunlar dışında Tinder'dan oğlanlarla tanışıp durdum. Yeryüzü aşık olunabilecek kadar tuhaf insanlarla dolu. Mesela Turşu, allahım bir insan ne kadar saçma sapan ve ne kadar kibirli ve ne kadar köşeli olabilirse öyle bir insan galiba. Sonra Barış var, barış dünyanın en tatlı çocuğu gerçekten. Reçineden kolyeler yapıyor ve heykel okuyor ve o bir sanatçı ama bunu asla kabul etmiyor. Kolyelerden birini de bana hediye etti ayrıca, bu yüzden olduğundan biraz daha tatlı. Dün bir oğlanla daha tanıştım, sohbet edip bira içtik. Ona Brautigan'ın Sombrero'sunu götürdüm o da bana Blanchot'ın Karanlık Thomas'ını getirdi. Tüm bunlara rağmen Ender batağından kurtulamıyoruz...

Şalanjda 15. haftaya gelmişiz. 14. ve 15. haftanın sorularını yanıtlayayım hemen.
Mina'nın blogundan baktım, canlı, akılda kalan bir rüya soruyormuş 14. hafta. Hemen dün gece gördüğüm rüyayı anlatayım. Ben ve bölümden iki hocam ve eşleri bir evde bir takım projeler peşindeyiz. Bütün gün ve gece çalışıyoruz rüyamda, ancak rüyamda zaten olabilir böyle bir şey. Sonra herkes bir koltuğa kıvrılıyor. Herkes uyuduktan sonra gövdemde kıpırtılar ve elimde yoğun bir acı hissediyorum. İşaret ve orta parmağım arasındaki küçük perdecik ayrılıyor ve oradan tüysüz ufak bir fare kendini dışarı atıyor. Bu durum öteki parmak aralarım için de defalarca kez tekrarlanıyor, dehşet ve tiksinti ve acı içinde uyanıyorum... Her gece bu takım kabuslarla boğuşuyorum, aylardır böyle, kurtulamıyorum. Hele bu aralar çok daha gerginim, ilaçlarım bitti, hâlâ doktor bulamadım, bahar geldi, her şey çok sıkışık ve hareketli ayh. Boğuluyorum.

15. haftanın sorusu, üzerimizde ne olduğu. Gerçekten şu blogda kendimi ne kadar daha ifşa edebilirim en ufak fikrim yok, iç çamaşırı zevkimi tasvir ettiğim sorular falan yanıtladığımı bile hatırlıyorum çünkü. Günlerdir üzerimde şunlar var arkadaşlar:
Kafamdaki mantarlı saç çubuğunu bir çekilişte kazandım. Kilimidi diye bir hesap var, elleri ile çok tatlı şeyler yapıp satıyor. Gerçekten büyük bir umutsuzlukla katılmıştım çekilişe, kazandığımı öğrenince de çok mutlu olmuştum. Bu mantarın üzerindeki pıtırcıklar karanlıkta parlıyor, dünyanın en tatlı saç çubuğu falan.

Üzerimdeki bluzu çok severek aldım iki sene önce, neredeyse hiç gitmedim, sonra anlam veremediğim şekilde pijamaya dönüştü. Altımdaki dünyanın en rahatsız pijaması, bir kazaya kurban gitmesi ihtimali göz önünde tutularak regl pijaması ilan ettim onu.

Hırka Cennet Teyze'nin. Eliyle örmüş, kullanmıyormuş, bana verdi. Bütün kış evde de dışarıda da giydim. Turuncu galiba en sevdiğim renk benim ya. Muhtelem bir renk değil mi turuncu?

Ayağımda da dünyanın en haysiyetsiz pandufları var arkadaşlar, onları da göstermezsem eksik kalırım. Onlar da şöyle bir şey.

Bu gün çok mucizevi bi şekilde odamda birikmiş su şişelerini ve pizza kutularını attım, masamı toparladım. Çöpü çıkardım, bardaklarımı yıkadım fakat kıyafetlerime hâlâ dokunabilmiş değilim.

Okuduklarımı da yazacaktım ama hiç mecalim yok, yazmayacağım. Şimdilik böyle olsun, bir de şarkı bırakıp kaçayım.




nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;