17 Ekim 2018 Çarşamba

olanlar bitenler

Yazmadığım süre içerisinde başıma çok saçma işler geldi yine arkadaşlar... Hemen anlatayım.  Cuma günü Seda'nın basketbol takımından bir takım arkadaşları evimize geldi. İçlerinden birinin doğum günüymüş. Ben uyurken mezeler falan hazırlamışlar, bir miktar rakı almışlar. Bana da bir tane bira almışlar, çünkü rakıyla dolu bir yazdan sonra rakıyı düşünmek bile midemi bulandırıyor ve AZ İÇME kararı da almıştım. Neyse hep beraber oturduk, evde bir takım şaraplar da vardı. Neyse sonuç olarak bir sürü bir şey içtim.

Gıcırtı (daha haysiyetli bir isim bulmak istiyordum fakat kızlar Gıcırtı'yı benimsedikleri için ismi bu oldu galiba kedinin) evdeki bu insan kalabalığından hoşlanmadı. Asla gözlerinden kalpler fışkırarak kendisini sevmek isteyen kızlara yüz vermedi. 

Gece bir yerlere gidip dans etmeye karar verdik. Kızlardan birinin arabası vardı, doluştuk arabaya, Tunalı'da iğrenç şarkılar çalan bir mekana gidip dans ettik. Sonra eve döndük. Gıcırtı evdeki insan kalabalığına mı kinlendi, ne oldu bilmiyorum ama bize hayatı zehir etmeye karar verdi. Gece benimle uyumadı ve uyandığımda gördüm ki yorganıma işemiş. Sonrasında da bir köşeye öbeklediğim, yıkanmayı bekleyen kıyafetlerin üzerine kaka yaparak var olmaya karar verdi. Kumu kirli diye böyle mi yapıyor diyerek kumunu temizledik ama nafile... Kumu tamamen değiştireyim dedim fakat bitmiş zaten. Sevmeye yeltendiğimizde de bir güzel dayak yedik. Gönlünü almak için yaş mamalar hediye ettik ama nafile, yüzümüze bakmadı. Ertesi gün kedi kumu bulmak için yollara düştüm. Google mapsten en yakın petşoplara baktım, bir tanesi yürüyerek 18 dakikalık bir mesafe gösteriyordu. Eyi dedim, dönüşte de olmazsa taksiyle gelirim. Yola düştüm.

Haritayı takip ediyorum ama ilerledikçe garip mahallelerde kaybolmaya başlıyorum. Yıkık dökük yerlere geldim. Bir yandan yanlış yolda olduğuma eminim ama bir yandan da işin sonu nereye varacak diye merak ettiğimden yürümeye devam ediyorum. Tam olarak şu noktada, gugıl maps "hedefinize ulaştınız" dedi:

Bu noktada, numarayı arayıp nerede bulunduklarını sormaya karar verdim. Telefonu açan adama "Haritalardan baktım yoldayım fakat çok saçma yerlere geldim, tam olarak neredesiniz, tarif edebilir misiniz?" dedim. E adam siz neredesiniz diye sordu. Ben de yanımdaki yöremdeki yapıları falan söyleyerek bulunduğum yeri tarif etmeye çalışıyorum. Adam "Şehir olarak neredesiniz hanımefendi?" dedi. "E Ankara?" dedim. "Haa ben Biga'dayım. Çanakkale Biga." dedi ve dünya başıma yıkıldı arkadaşlar. Hayır galiba adamın da sıklıkla başına geliyor, ısrarla şehir sormasından bunu çıkarıyorum çünkü dükkanı Ankara'da görünüyor gerçekten. Ay bunu işletmeci mi düzeltiyor, ne yapmak gerekiyorsa yapsa keşke. Hemen bir başka petşop aradım, o da 22 dakika uzaktaydı bulunduğum yerden, 22 dakika daha yürüdüm. Direkt Kızılay'a gitsem her şey daha kolay olacakmış ben nereden bileyim. Neyse kumu alıp eve döndüm. Bir müddet daha sağa sola işemeye ve sıçmaya devam etti ama sonra sakinleşti. Yanımıza yanaşmaya, kendisini sevmemize izin vermeye ve kumunu kullanmaya başladı. Neden böyle şeyler yaşadık hepimiz için merak konusu...

Pazartesi günü okula gitmek için elimden gelen her şeyi yaptım, gerçekten. Evden biraz geç çıkmışım, hiçbir şey de yolunda gitmedi. Metroya indiğimde kartımda bakiye kalmadığını gördüm. Tek bir gişe çalışıyordu ve deli gibi sıra vardı. Ben de 12 liraya bir hırka alarak paramı bozdurmayı uygun gördüm. E sonra metroya indim. En son MTA'da olduğumuzu hatırlıyorum, arası yok. Kitap okumuyordum, uyuyakalmadım. Bir şuur kaybı arkadaşlar, bir baktım Ümitköy'deyim. İnanamadım. E indim diğer trene binip bir durak geri döndüm. Beytepe'den otostopa başladım kimse durmadı. Ben okula ulaştığımda dersin bitmesine 10 dakika kalmıştı. Böylece edebiyat fakültesine geçtim, bir tane seçmeli ders almıştım, kendi dersimle çakışıyordu. Bari oraya gideyim de hocayla konuşayım dedim. Edebiyat binası labirent gibi arkadaşlar, bir küçük Hogwarts, sadece merdivenleri kıpramıyor. Orada kayboldum, sınıfa ulaştığımda kapı duvardı, kimseler yoktu. E dedim bari laboratuvar dersine gireyim, bölüme döndüm. Onda da B grubundaymışım, hoca haftaya görüşürüz dedi doğal olarak. Sonra Cansu'yla karşılaştık. Dönem arkadaşım ama yüksek lisansı bitmek üzere. Onun tohumlarına baktık çimlenmişler mi diye. Sonra Caner'le ve Cansu'yla Tunalı'ya geçtik, Özlem'le buluştuk orada. Bir şeyler yiyerek ve bir şeyler içerek zaman öldürdük. Eve tabii ki sarhoş döndüm. Bu gün derse gitmedim çünkü hem akşamdan kalma idim, hem misafirim vardı, hem devam zorunluluğum yoktu hem de hoca ders anlatırken  zamanın izafi olduğunu tüm hücrelerinizde hissediyorsunuz. Zaman duruyor, üç saatlik ders üç bin yıla dönüşüyor. Gece pek uyuyamadığımdan günü uyuyarak geçirdim. 

Bütün bunlar dışında, bir akşam Caner ve Özlem'le IKEA'ya gittik. Aslında inanmıyorum ikeaya gerçekten ama kitaplığı oradan almak biraz mantıklı geldi. Kitaplığı Caner monte etti geçen gün, yine müthiş uykusuz olduğumdan çocuk burnumun dibinde çivi çakarken ben uyuyup kalmışım. Yavrum kitaplığı kurup bir kenara koymuş, çıkmış evden. Özlem'le odama taşıdık onu ve yerleştirdik. Sığmadı kitapların bir kısmı, ben de bazılarını satmaya karar verdim. Evin yakınlarında sahaf var, kitap alıyor sanırım. Onunla konuşacağım bir ara.

Bilemiyorum, her yıl Ankara'ya geldiğimde içimde bir sıkıntı olurdu. Okula gitmek hiç istemezdim. Bu yıl öyle değil, biraz daha enerjik hissediyorum. Geçen yıl dart takımını hiç sallamamıştım. Bu yıl yine girdim takıma, heyecanla maçların başlamasını bekliyorum. Biraz daha stabil bir yıl geçirebilir ve belki okulumu bitirebilirim diye düşünüyorum, diliyorum, umuyorum. 

Mert Litvanya'ya gitti. Bir akşam yazdı, orada başından geçenleri falan anlattı. Ay ilgilenemedim ve bu ilgisizliğimi de belli ettim. Başka bir akşam aşka gelmiş, beni ne kadar sevdiğinden falan bahsetti. Pek sakin kalamadım arkadaşlar gerçekten. Sevginin pek çok çeşidi ve boyutu var. Ben mesela, ayı misali, severken öldürebilen birisiyim. Doğru düzgün sevmeyi beceremiyorum. Beni seven insanlar da zaman zaman böyleydiler. Kaba davrandılar, şahsi sorunlarını aşamadıklarından ağzıma sıçtılar, kavgalar ettik, karşılıklı birbirimizi yıprattık ve üzdük ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki hepsini affediyorum. Umuyorum onlar da beni affediyorlardır. Ama Mert ve Mert'le yaşadıklarımız, benim sevgi anlayışımın hiçbir yerine oturmuyor. 

Yani yıllardır, dostuz, arkadaşız diye kendimi kandırmışım gibi geliyor. Mert açısından hiçbir sevgi göremiyorum bana karşı, sevgi dolu bir davranış da. Keşke çok daha önce birbirimizin hayatından defolup gitseymişiz aman. 

Hiç okuyamıyorum, az evvel uyandım, herhalde uyumam. İki satır bir şey okuyayım. Size de bir şarkı bırakayım.


nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;