30 Eylül 2016 Cuma

imeceli şalanjda dördüncü gün ve bir takım şeyler


eveth çocuklar, işsiz güçsüz kalmak beni gerçekten yıprattı. ama direniyorum, gerçekten direniyorum. kafam çorba gibi, her şey çok hızlı, dünya çok yavaş. ama direniyorum. işte kitaplar, kuru boyalarım, sonra müzik, YALANCI YARİM, böyle şeyler.

imeceli şalanjda dördüncü gün... hangi ayız biz? ay mıyız ki biz? her neyse, eğer bir ay olacak olsaydım, sanırım ben de mina gibi ağustos ayı olurdum. nasıl uyuz bir ay o öyle ya... en nefret ettiğim ay falan olabilir, çocukluğumdan bu yana...

eskiden köye giderdik. yaz ödevleri verilirdi, kışın öğrendiklerimizi unutmayalım diye. ağustosun sonları yaklaştığında ben ödevimi yeni yapmaya başlamış olurdum. o ödevler asla kontrol edilmezdi ama her yaz yapardık, çünkü malız. işte ödevim yetişmeyecek sıkıntısı, yazın boğuculuğu, köyün bunaltıcılığı, hepsi birikirdi, zaman akmazdı. öyle sevimsiz bir aydır, hep öyleydi hep öyle kalacak.

benim ruh halim de genelde böyle, boşlukta asılı kalmış gibi... az önce de dedim ya kafam hızlı, dünya yavaş... bunaltıcı, boğucu. gereksiz. bir şeylerin arada kalmışlığı, işte o arafta gezinme duygusu falan, zaman mekan tanımaksızın var bunlar, ben hep ağustosum ve ağustostan da nefret ediyorum... bu sorunun yanıtı böyle.

görsel direniyorum temalı. her şey bir gün güzel olacak. aslında her şey hali hazırda güzel. az önce belgin mesaj attı, white rabbit'i hayatına soktuğum için teşekkür ediyor, her gün dinlediğini söylüyor. seviniyorum buna, aynı şarkılardan keyif aldığımızı düşünmek yalnızlığımı azaltıyor.

bir kızılderili inanışı varmış, onu hatırlıyorum. uyuyamadığımız geceler, birilerinin rüyasında uyanık olurmuşuz, gerçeklikte uyuyamayışımızın nedeni buymuş. buna inanıyorum çünkü inanmak istiyorum. bana kanıt getirin despotluğumu bir kenara bıraktım, neye inanmak istiyorsam ona inanıyorum... bazen de inanamıyorum. en çok inanmak istediklerime asla inanamıyorum, çünkü kendimi kandırma konusunda büyük riskler alamıyorum. fakat bu küçük batıl inançlarla bir sorunum yok.

bu gün instagramda gördüm, tugay ödül almış sanırım. bu birkaç saatimi salak salak sırıtarak geçirmeme neden oldu. bana ne oluyor, ben kim oluyorum hiç bilmiyorum ama sanırım yeryüzündeki hemen herkes benim çocuğum ve ben de her türlü olumlu gelişme ile gözleri dolan bir bunak kadınım. başka açıklama bulamıyorum buna.

koray'la da ender'le de konuşmuştuk bunu, onların tayfayı seviyorum. ender'i koray'dan bağımsız olarak sevmiştim, ender'in dostlarını da ender'den bağımsız olarak seviyorum. dünyada güzel bir şeyler görünce onu sevmek gerek, güzel çocuklar bence hepsi. çok güzel işler yapacaklar biliyorum ve bunu öngörebilmek, bunun için şimdiden sevinmek güzel. çünkü ben bunak bir kocakarıyım, ruhum 350 yaşında.

onun dışında, kendimi oyalamak için resim yapmaya çalışıyorum. dün de yazdığım gibi kendimi birkaç dakika oyalayabiliyorum ancak bununla, ama birkaç dakika birkaç dakikadır. sonsuz eylemsizliğim o kadar da sonsuz değilmiş, bu bile mutluluk verici. bir de daha bir şeylere başlamamışken kendini gösteren o yenilmişlik hissini çözersek her şey çok daha güzel olacak...

teşekkür edebileceğim o kadar çok insan var ki... teşekkür edebileceğim bunca insan olduğunu düşündüren birkaç insan var. teker teker teşekkür edemiyorum kimselere ama bari buradan yazayım, hiç içimde kalmasın: teşekkür ederim.


Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;