20 Kasım 2013 Çarşamba

her şeyden her şey

Bunu Mert'le Skype'ta konuşurken çektik *.*
Baya korkunç çıkmışım.
Akademik Yazım Teknikleri diye bi' ders alıyoruz. Seçmeli ders, seçmez olaydık dediğimiz bi' ders. Zaten bu dönem sabah uykularımız zebil oluyor. Çok doluyum, içimi dökeceğim bir iyi, tasalanmayın.

Hoca bize işte akademik dünyada yapılan çalıp çırpmalardan falan bahsediyor, bi' nevi bilim etiği. Ama tabi böyle işlenmemeli bence. Neyse, bize ödev verdi, bir TÜBİTAK projesi nasıl hazırlanır temalı. Bir makaleyi, tezi, bi' şeyi projeymişcesine hazırlamamızı ve işte verdiği formu doldurmamızı istedi. Bu da vize yerine geçen bir ödev. Bakın altını çiziyorum, vize yerine geçiyor!

Mert bu ödevi saçma buldu ve önce yapmamaya karar verdi. "Bak hemen yaparsın, vize yerine geçiyor bu, Mert litfen" diye diye yapmaya ikna ettik. Bu sefer de hayatının en kötü ödevini yapmaya karar verdi! Bu sefer de "Yapma, etme, vize bu, düzgün yap şu ödevi" diye ikna etmeye çalıştık.

Kendisine de söyledim, "MERT'LE UĞRAŞACAĞINIZA BİR ANTİLOP SÜRÜSÜNÜN HER BİR BİREYİNİ TEKER TEKER YAKALAMAYA ÇALIŞIN. DAHA AZ YORULURSUNUZ!" 

Dün gece bi' yandan koruma biyolojisiyle ilgili notları okurken bi' yandan de Mirt efendiyle uğraştım. Daha iyisi ne biliyor musunuz? Sabah uyuyakaldı ve derse gelmedi! Sonradan verdi ödevini ama biz baya bi sinir yaptık Burcucuğumla!

Bu gün markete gittik üçümüz, meyve suyu, mandalina, çikolata gibi çeşitli atıştırmalıklar aldık, kasa sırasına girdik. O da marketin arkasına dek uzanıyor zaten, neyse. Biz sırada beklerken Mert'in gözüne prezervatif ilişti ve işte kutuyu alıp incelemeye başladı. Ben de inceledim hatta "Aaa kaygan falan yazıyo, çok ilginç yahu, her şeyi de düşünmüşler" falan diye tüm cehaletimle yeni tabirle kezbanlığımı ortaya koydum. Sonra şöyle bi' konuşma geçti aramızda:
-Ben bunu alıcam!
-Napıcan onu Mert?
-Şişirip balon yapıcam Cessie. Naapılır bunla?
-İyi de, senin seks hayatın yok ki Mert.
-Olsun, bulunsun, lazım olur.
Tabi Burcu'yla bi' bakıştık... "Bari" dedim "sevişicek birini bulduktan sonra al. Baksana baya da pahalı bi' şey." Eheh Mert tabii ki yine cimriliğini konuşturdu ve "Haklısın" diyerek bıraktı kutuyu yerine.

Bu gün odaya geldiğimde yazacaktım aslında bu yazıyı. Böyle görsel falan bakayım derken kendimi Donnie Darko capsleri ve gifleri toplar buldum. Özledim de sanırım biraz. Bu yüzden bunu buraya iliştiriyorum.

Bi' hocamız var. Sanırım adam zırdeli. Ödevimi düzgün yaptım diye beni sevmiyor mesela. Hissediyoruz bize böyle bi' tepeden tepeden bakıyor. Anlam veremiyoruz pek. Neyse biz de kendilerini pek sevmiyoruz zaten, dersi de sabah uykularımızı zebil eden derslerden. Tez zamanda emekli olup deliğine çekilmesini temenni ediyoruz. Herhalde "omurgasız" diye tabir edilen insanlardan.

Az önce şöyle bi' haber gördüm. İlkokulda kızlarla anlaşamazdım. Erkeklerle de anlaşamazdım. Mert diye bi' çocuk vardı (o Mert bu Mert değil, ilkokuldaki Mert başka Mert), şimdilerde biraz salaklaştı, o zamanlar zeki bi' çocuktu. O kadar çok yarışır ve kavga ederdik ki ve o kadar hareketli günlerdi ki. En son şey oldu, geçen yılbaşında herkese mesaj attım, yeniyıl mesajı. Mert beni arayıp "Bana mesaj atan tek kişi sen oldun" dedi, gerçi araya "sadece bana atmış olmanı dilerdim" gibi yüksek egosunu gözler önüne seren cümleler sıkıştırdı ama olsun. Telefonu da sarhoş duygusallığı ile "Cessie, seni seviyorum..." diyerek kapattı.

Hasan diye bi' çocuk vardı. Birinci veya ikinci sınıftaydık sanırım, baya küçüktük. Bi' ara takmıştı bana kafayı. Çocuk aşkı gibi değildi de, yanaklarım tombul diye hoşlanıyordu sanırım, yanaklarımı mıncıklamak istiyordu. Bi ara da her bulduğu fırsatta beni öpmeye başlamıştı. Artık ağlama noktasına gelmiştim, öğretmen ne olduğunu sorunca "Beni öpüp duruyor, öpmesini istemiyorum!" demiştim.

Mustafa acayip iyi matematik bilirdi. Sınıfın en iyi öğrencileri erkeklerdi zaten, ben de o erkek güruhuna dahil olan kızlardandım. Zaten toplasan 3-5 kız vardık herhalde. Onlarla yarışa dövüşe soru çözüşümüzü hiç unutamam.

İlkokulda, çocuk aklımızla böyleydik. Lisede erkek arkadaşlarımın erkek olduğunu idrak etmiştim. Çünkü bu yeni sınıf arkadaşlarımın sakalları çıkıyordu ve sesleri kalındı.

Çok ince düşünceli tiplerle okudum liseyi. Yanımızda küfür etmezlerdi mesela. Bi' kere bi kız arkadaş sınıfa küçük kardeşini getirmek zorunda kalmıştı da "Gel bakiym dayıya, gel bakiym" diye sevmişlerdi çocuğu.

Zorunlu bi' sıra arkadaşım vardı, hoca oturtmuştu bizi yan yana. Sınıfın popi çocuğuydu. Hani kızlar kendisiyle ilgilenir de o kimseye selam vermez, öyle bi' tip. Bir hafta boyunca sabahları "Günaydın" demiştim ona, bana cevap vermemişti. Sonra ben günaydın demeyi bırakınca şaşırmış ve "Günaydın yok mu?" diye sormuştu. Baya enteresan bi' çocuktu.

Bu şekilde başlayan arkadaşlık ilişkimiz şöyle bi' şeye dönüşmüştü mesela, "Berk siz salak mısınız? Bu yağmurda top mu oynanır, bu ıslak kıyafetlerle hasta olacaksın!" ,"Çok terlemişsin, o buz gibi suyu içme bence.", "Ya ne kadar dağınıksın olum ya! Alsana şu kitabını kalemini. Hof ya, annen miyim ben senin?!" Ve mesela onun da benim götümü topladığı olmuştu. Bi gün bi' şey yüzünden dersten çıkmak zorunda kaldım, kalemler kağıtlar kaldı öyle. Geri döndüğümde çıkış zili çalmıştı. Sınıfta kimse yoktu, servisler kalkacak diye acele ediyordum. Bir baktım çantam toplanmış. Sonradan öğrendiğime göre sevgili sıra arkadaşım bana insanlık etmeye karar vermiş *.*

Sonra insanların bana satranç öğretmek için kendisini paraladığını biliyorum. Mezuniyette Emre'nin şu meşhuuur "yollarımıııız ayrılsa bileee seninleee arkadaaaş" şarkısında bi jest yapıp beni dansa kaldırdığını biliyorum. Yine liseden arkadaşım olan Utku'nun sohbetinden ne kadar keyif aldığımı biliyorum. Geçen yıl inivirsitedeki Utku'yu arıyorum diye yanlışlıkla onu arayıp "Nerdesin sen?!" diye çemkirdiğimi, "Evdeyim" yanıtını alınca "Bölümde seni bekliyoruz biz!" diye çemkirmeye devam ettiğimi, ses tonundaki farkı kesinlikle o an fark edemediğimi ve "Cessie ne diyorsun yahu?" yanıtını alınca afalladığımı, utandığımı ve özür dilediğimi, sonraki bir haftayı da onu ne kadar özlediğimi düşünerek geçirdiğimi ve bi ara gözlerimin dolu dolu olduğunu hatırlıyorum.

Görkem'i zaten biliyorsunuz. İnivirsitedeki Mert'le olan arkadaşlığımı zaten biliyorsunuz. Erkek arkadaşlarımı hep çok sevdim ben. Kimisiyle dengeli ve düzgün, kimisiyle de bol çekişmeli ve mücadeleli arkadaşlıklarım oldu. Geriye bakınca en güzel sohbetlerimizi, en çocukça kavgalarımızı hep gülümseyerek hatırlıyorum. Bunda ne yanlışlık olabilir? Bunun ne sakıncası olabilir?

Bu ülkeyi yaşanması imkansız bi' yer haline getirmeye çalışıyorlar, ah, Kira'nın da dediği gibi, sadece yaşamak istiyoruz.

4 yorum:

  1. Çok güzel bişi ya ben bahtsızdım o konularda kapanıktım erkeklrri döverdim falan ahaha lisede memati bile dediler bana bakışlarım sertmiş de :-D çok güzel ama anıların imrendim baya öhöm hatta saçma bi duygusallıkla gözlerim bile dolmuş olabilir. :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahah seninkiler de hiç fena durmuyor. Lisede baya uysaldım ben ya. İlkokulda kavga ederdik biz de, genelde yanaklarımı sıkmak istedikleri için.

      Sil
  2. ilahi ya yine çok sırıttım ki.
    :)

    ama akademik yazma teknikleri önemli yaaa.
    tez yazcan ya ilerde.

    aa bi de "tez yazılır" yazımı oku bi ara.
    benzer konu.

    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep galiba o yazını okumuştum ben, okudum diye hatırlıyorum. Ama yine bi' bakarım.

      Ya önemli tabi de... Pek o konulara girmiycam hımpf.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;