4 Ocak 2014 Cumartesi

Galapagos ~ Kurt Vonnegut

Çeviren: Handan Balkara
Yayın Yılı: 1.Baskı / Ağustos 2003
Yayınevi: Dost Kitabevi
Sayfa Sayısı: 291

ARKA KAPAK:


Galapagos, okuyucuyu bir milyon yıl geriye, İS 1986'ya götürüyor. Basit bir gemi yolculuğu, aniden bir evrim macerasına dönüştürmüştür. İnsanlığı yok oluşun eşiğine sürükleyen korkunç bir felaketten sağ çıkan küçük bir insan topluluğu Galapagos Adaları'nda mahsur kalır. Bu insanlar yepyeni ve tamamen farklı bir insan ırkının ataları olmak üzeredirler. Amerika'nın büyük satiristi Vonnegut, dünyamıza baktığı zaman gördüğü hazin çarpıklıkları ve kurtarılmaya değen her şeyi bize eşsiz bir ustalıkla gösteriyor.


  • O zamanlar, biz insanların aşırı mükellef sinir sistemimizden başka, hemen her yerde görmekte ya da işitmekte olduğumuz şeytanlıklara kaynak gösterilebilecek ne vardı?

    Bu soruya benim yanıtım: Başka kaynak yoktu. O müthiş koca beyinleri saymazsak, burası çok masum bir gezegendi. (sf.18)
  • Peki bir milyon yıl önce mümkün olduğunca fazla sayıda insan etkinliğinin makinelere devredilmesi için duyulan o anlaşılmaz heves de neyin nesiydi?: Beyinlerinin hiçbir halta yaramadıklarının insanlar tarafından bir kez daha doğrulanmasından başka ne olabilirdi? (sf.45)
  • "Elveda dostum. Şimdi başka bir dünyaya gidiyorsun. Ama eminim orası daha iyi bir yerdir, çünkü başka hiçbir dünya bu kadar kötü olamaz." (sf.48)
  • O zamanlar evliliği bu kadar zorlaştıran şey, daha pek çok konuda insanları kalp kırıklığına uğratan aynı fesatçıdan başkası değildi: aşırı büyük beyinler. O hantal bilgisayar, aynı anda birbirinden farklı öyle çok konuda birbiriyle çelişen öyle çok görüş barındırabilir ve bir görüş ya da konudan diğerine öyle çabuk atlayabilirdi ki, stresli bir karı koca tartışması, tekerlekli patenler giydirilip gözleri bağlanmış insanlar arasında çıkan bir kör dövüşüne benzer biçimde son bulabilirdi. (sf.70)
  • O zamanlar, kalım planları istifleyen meşhur kişilerin tipik özelliği, fazla çocuk sahibi olmamalarıydı. İstisnalar tabii ki vardı. Ama yine de, çok fazla üreyen ve o kadar malı mülkü torunları rahat etsin diye istedikleri düşünülebilecek olan insanlar, çoğu kez kendi çocuklarını psikolojik açıdan sakat bırakırlardı. Vârisleri ekseriyetle canlı cenaze gibi dolaşırlar, bir insan hayvanın isteyebileceği ya da gereksinim duyabileceği her şeyden onlara bol bol bırakılmış olan kişi kadar açgözlü erkekler ve kadınlar tarafından kolaylıkla yolunurlardı. (sf.81)
  • "İnsan beyni pratik olmayacak kadar büyüktür."
    "Dişlerimizin derdi hiç bitmez. Ömür boyu dayandıklarına hemen hiç rastlanmaz. Ağızlarımızın çürüyen çanak çömlek parçalarıyla dolu olmalarını evrimin hangi olaylar zincirine borçluyuz acaba?" (sf.85)
  • Çocuklukların böyle sürüncemeli geçtiği çağlarda pek çok insanın, ebeveynleri ölüp gittikten sonra bile biri -Tanrı ya da bir aziz ya da bir koruyucu melek ya da yıldızlar ya da başka biri- tarafından her daim kollandıklarına inanma alışkanlığını ömürleri boyunca sürdürmüş olmalarına şaşmamak lazım. (sf.124)
  • İyi yönetilen devletlerin ortak özelliği, yönetimin zirvesinde hep böyle ortakyaşar çiftlerin bulunmasıydı. Devletlerin eski zamanlarda yaptıkları ölümcül hataları da düşününce, bir Hernando Cruz'ları olmayan bu kabinelerin zirveye yerleşmiş bir Adolf von Kleist ile idare etmeye çalıştıklarını anlıyorum. Böyle bir devletin hayatta kalan sakinleri kendi eserleri olan harabeden sürünerek çıkıp şunu fark ettiklerinde iş işten geçmiş olacaktı: kendi kendilerine çektirdikleri onca eziyet süresince, işlerin gerçekte nasıl gittiğini, bütün olanların ne anlama geldiğini, gerçekte neler olup bittiğini anlayan hiç kimsenin başlarında olmadığını. (sf.142)
  • Bu gün kimsenin aklı o türden silahlar yapmaya ermez, halbuki bir milyon yıl önce onlara en yoksul devletler bile sahiptiler. Evet, üstelik sürekli kullanılırlardı da. Bütün hayatım boyunca, gezegenin bir yerlerinde en az üç savaşın birden sürmediği tek bir gün bile olmamıştır. (sf.148)
  • Kusursuz bir iş çıkaracak olan o roketin başarısını tek başına sahiplenecek kimse yoktu. Doğada var olan dağınık şiddetin ele geçirilip sıkıştırıldıktan sonra nispeten küçük paketler halinde düşmanın üstüne nasıl fırlatılabileceği sorununa çözüm bulmak için koca beynini çalıştırmış olan herkesin kolektif başarısıydı bu. (sf.190)
  • İlk bakışta ne kadar olanaksız, mantıksız, hatta düpedüz çılgınca görünürse görünsün, insanın aklına gelen her türlü fikri kafasında evirip çevirmesinin hiçbir zararı olmadığı gibi, muhtemelen çok fazla yararı vardı. (sf.261)
  • Bu, benim kanaatimce, eski zaman koca beyinlerinin en şeytani yanıydı. Sahiplerine, şu manaya çekilebilecek şeyler söylerlerdi: "Al sana çılgınca bir fikir, isteseydik gerçekten yapabilirdik, ama biz bunu tabii ki asla yapmayız. Düşünmesi çok eğlenceli, hepsi o kadar."

    Derken, insanlar, adeta vecde kapılırcasına, akıllarından geçeni bilfiil yapmaya koyulurlardu- Colosseum'da biri ötekini öldürene dek köle savaştırmak, insanları o yörede tasvip edilmeyen görüşler benimsedikleri için meydanlarda diri diri yakılmak, tek amacı insanları kitleler halinde katletmek olan fabrikalar inşa etmek, koca şehirleri havaya uçurmak falan gibi şeyler yaparlardı. (sf.262)

6 yorum:

  1. Ne farklı kitap. Daha önceden hiç duymadığım bir eser. İlginç ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu, bu yazarın okuduğum 2. kitabı.
      Ben çok beğendim, diğer kitabı da beğenmiştim zaten.

      Sil
    2. Tamam o zaman notumu aldım :) Mutlu pazarlar diliyorum.

      Sil
    3. Teşekkürler, size de mutlu pazarlar :)

      Sil
  2. biz de gitsek başka bi dünyaya ya.

    iyi ki böle yazarlar var.

    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay bu kitaptaki yaşam iğrenç ama...
      Distopya gibi bence.
      Ama daha güzel dünyalara gitsek çok hoş olur *.*

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;