31 Ekim 2015 Cumartesi

ev, annesel ve babasal mevzular, çeşitli filmler

Her zaman olduğu gibi, bu seçimde de yollara düştüm, eve geldim, eve gelmemle ortalığı karıştırmam bir oldu.Üstelik hasta olmayı da başardım, hiç halim yok. Uyuyordum, babam otobüs bileti peşine düştü, pencere kenarı diye tutturduğumdan bulamayınca aradı da öyle uyandım. İyi de oldu çok sevimsiz rüyalar görmekteydim, uyandığımda canım ağlamak istiyordu. Şimdi daha iyiceyim.

 Dövme yaptırmam fikrine babam annemden daha ılımlı yaklaştı gerçekten, bu şaşırtıcı. Öbür yandan Mert'e taşınmam fikrinden hiç hoşlanmadı. Önceden annemle uzun uzun konuştuğumdan ve onu işlediğimden, bu konuda da o yanımda durdu. Babama Mert'le tanışmasını önerdi. Babam Mert'i görürse ona, "Senin kızkardeşin de benim evimde kalsın!" diyecekmiş. Annemin gözleri büyüdü, "Ne kadar ayıp Eren," dedi "kızın yaşında çocuk onun kızkardeşi." "Kızım yaşında çocuk benim evimde kalınca yanlış anlaşılıyorsa, benim kızım niye onun evinde kalıyormuş?!" diye huysuzlandı babam. Hiç etik değilmiş. Gülsem mi ağlasam mı bilemeyerek izledim tartışmalarını. Babama karşı çok hassasım, anneme karşı olduğum kadar delişmen ve yırtıcı olamıyorum ahah. Ama galiba taşınacağım Mert'e. Kaldığım odanın kirası 465 lira oldu, 465! Ne demek 465?! Mert'le ulaşım masrafı da dahil olmak üzere, 425 liraya falan halledebiliyoruz barınma işini. Üstelik evde üç oda var, yani yalnız kalabildiğim bir yaşam alanım olacak.

Mekânım da belli, şu koltuğu benimsedim, onda kaldığım müddetçe bu koltukta yaşıyorum. Her türlü kendimi zehirleme- öldürme girişimim de burada cereyan ediyor ahah. Mert evde yaşama konusunda çeşitli kurallar koydu, pencereden sarkmadan sigara içemezsin, gibi ve evimde kendini öldüremezsin, gibi. Bunlardan aileme bahsetmedim, bahsetsem annem daha ılımlı yaklaşırdı eminim. Ama çok panikliyor. O yüzden bahsetmiyorum. Gerçekten dengesiz ruh halimi silah olarak kullanmak istemiyorum.

Her neyse, tüm bunların üzerine sigara içtiğimi söyledim anneme. Ben biliyor sanıyordum, hatırlatayım demiştim. Bilmiyormuş, şok oldu. Yine meçhul bir akraba instagramda fotoğrafımı görmüş ve Cessie sigara mı içiyor diye sormuş anneme. Hep anneme ama, asla bana değil. ACABA KİM OLABİLİR O MEÇHUL AKRABA?! 20'li yaşlarımda ergenliğimin bu evresindeyiz yani anlayacağınız hep beraber kıvranıyoruz.

Sigara konusunda da şunu söyleyeceğim: Hayatım boyunca karşı oldum sigaraya. Annemle de çok savaş verdim içiyor diye. Yaşamın şu noktasında, geldiğim şu noktada hiç kıvırmayacağım, bahaneler arkasına da saklanmayacağım, sigara sağlığa zararlı evet, tam da bu yüzden kullanmaya başladım. Sonra kendi kendime dedim ki, oha tuhaf bir şeymiş, hem tok tutuyor hem tadı garip. İşte hikâyem bu, insanın kendisini tahrip edişinin en toplum tarafından onay gören yolu diye bu maceraya atıldım. Çok saçma çok da gereksiz gelecek şimdi herkese, biliyorum ama hiç tartışmaya açık bir konu değil.

Neyse, annem hakkımda neleri biliyor, neleri bilmiyor hiçbir zaman bilemiyorum. Bazen de bildiği şeyleri unutuyor, sonra ben hatırlatmış oluyorum, yeniden bir curcuna... Bunları bilsem ayağımı ona göre denk alacağım ama bu kez fırtına gerçekten çok hafifti! 20'li yaşlarımda, ergenliğimin şu evresinde uzlaşmanın bir yolunu buluyoruz galiba.

Şimdi size izlediğim son filmlerden bahsedeceğim. İlki Citizen Kane. Film Orson Welles'in ilk uzun metraj filmiymiş ve sinemaya benim şimdi hiç hatırlamadığım bir sürü yenilik getirdiği için çok önemli bir filmmiş. Filmi derste işledik, hocanın yakın çekim ve alt çekimleri ve ışık ve gölgeyi çok iyi kullandığını söylediğini hatırlıyorum. Filmde bir sürü küçük detay var, ben anlatmaya çok üşeniyorum o yüzden anlatmayacağım. Daha ilginç şeylerden bahsedeceğim.

Film 1941 yapımı ve yayınlandığı dönemde, ilk gösterimde sinemada büyük bir yangın çıkıyor, insanlar yaşamını kaybediyor, Welles filmin tek kopyasını göğsüne saklayıp sinema salonundan canını kurtarmayı başarıyor. Filmde yangın çıkması tesadüf ya da kaza değil çünkü aslında Kane, o kadar hayali bir karakter değil. Hayır dönemin büyük faşistlerinden, diktatörlerinden birinin temsili, William Randolph Hearst'in.

Film Kane'in ölümüyle, büyük bir servetin koskoca bir malikanenin ortada kalışı ve genç bir gazetecinin, Kane'in söylediği son sözlerin -"Rosbaud!"- peşine düşerek onun yaşamındaki giz perdesini aralama çabası ile başlıyor. Sonra Kane'in yaşamına küçük bakışlar atma fırsatı buluyoruz.

Derste de tartıştık, anne sevgisizliği, aslında bunu ebeveyn sevgisizliği diye genişletmek daha doğru olabilir, bir insanın hayatında gerçekten telafisi çok zor izler bırakıyor. Bunu çok rahat söyleyebiliyorum çünkü kendimden biliyorum, çünkü çevremden biliyorum. İnanılmaz soğuk bir anne, Kane'in üzerindeki haklarını bir kuruma devrediyor, onlar da Kane'i yetiştiriyorlar. En iyi okullara gidiyor, her defasında kovuluyor, belirli bir yaşa gelince mirası kendisine iade ediliyor ve ilgilendiği tek şey bir gazete yönetmek oluyor, çünkü eğlenceli olacağını düşünüyor.

Kane'i film boyunca Ayn Rand'ın Waynand'ına benzettim durdum. Sonları da benzer oldu zaten. Her neyse, Kane öyle büyüyor ki, gün geliyor, insanlar için "Ben ne yazarsam onlar onu düşünür!" diyecek kadar küstahlaşıyor. Politikaya atılma girişimleri bir şekilde başarısız oluyor. Evliliğini mahvediyor. Tanıştığı bir başka kadınla yaşamını birleştiriyor, kadın inanılmaz yetenekesiz, sesi çok kötü fakat opera sahnelemek istiyor. Aslında kadın değil, kadının annesi istiyor. Hemen müzik dersleri aldırmaya başlıyor kadına, hiçbir operada kendisine yer bulamayan karısı için koskoca bir opera binası inşa ediliyor, insanlara bedava biletler dağıtılıyor, gazetelerde hanımefendinin inanılmaz reklamları yapılıyor ve fakat...

Film inanılmaz bir film, hep de söyledim kendi içimdeki diktatöre de bir bakış atmak zorunda kaldım diye, hâlâ da kalıyorum. Bu zamana dek izlemediyseniz kesinlikle izleyin, daha fazla anlatmak istemiyorum. Çünkü gerçekten keyif alarak izleyin istiyorum, hassas noktalara çok temas etmeden geçiştiriyorum film konularını. Çok çiğ, çok manasız yazılar çıkıyorsa, işte bu yüzden. Filmin imdb puanı 8.4.

İkincisi Vivre sa Vie. Bu filmden de bahsetmiştim, derste filmden görüntüler kullanmıştı hoca sunumunda. Ben tamamen o ekran görüntülerinden çok etkilenerek not ettim filmin adını. İnanılmaz güzel bir film, Yeşim yorum bırakmıştı da ona da söylemiştim, aynen yazacağım. Çok siyah beyaz, çok güzel, çok naif, çok kırılgan.

Oyuncu olmak isteyen genç bir kadın her şeyini bırakıp bu maceranın peşine düşüyor ve fakat oyuncu değil hayat kadını olup çıkıyor. Ya film hakkında söyleyecek çok fazla şeyim yok. Gerçekten yok yani. Evet hayatımızı tüm sorumluluğu üzerimize alarak yaşamak gerek ve cesurca yaşamak gerek ama bu kadar sönük bu kadar melankolik ve bu kadar kırılgan değil. Aşkın da üstesinden gelmek gerek mi gerçekten, bilmiyorum ama onu da düşünmeye değer. Yine de ne olursa olsun aşkı es geçmemek gerek. Hayatımızı rüzgâra teslim etmemek gerek ve bir oraya bir buraya savrulmamak gerek. İnsan hayatına sahip çıkmalı. Mücadeleyi asla bırakmamak gerek.

Film 1962 yapımı, yönetmen Jean -Luc Godard, imdb puanı 8.1


Üçüncü film, Girl, İnterrupted. Şimdi bu filmle ilgili yazacaklarımı Ebru okursa bana çemkirebilir veya "Hayır hayır haksızlık ediyorsun" diye mızmızlanabilir çünkü o filme on üzerinden sekiz verdi ama bana sorarsanız filmle ilgili kayda değer tek şey Angelina Jolie'nin karizmasıydı. Bir de Jared Leto'yu gördüm gözüm göynüm açıldı o kadar. Susanna (Winona Ryder) bir kutu asprin içmiş içkiyle de karıştırmış, hastaneye kaldırıyorlar, intihar etti sanıyorlar falan. Bir de zihni biraz bulanık, biraz dalgın, geçmişe dönüşler yaşıyor. Buna borderline teşhisi koyup hastaneye kapatıyorlar ama bana sorarsanız biraz mal biraz da melankolik oluşu dışında bir şeyi yok. Orada diğer hastalarla olan iletişimine şahit oluyoruz, hep istediği gibi yazmaya falan başlıyor. Film müzikleri güzel, Leto yakışıklı, Jolie karizmatik ama bu kadar. Film 1999 yapımı, imdb puanı 7.3. Yönetmen James Mangold.

İki film daha yazacaktım ama bunlardan biri Guguk Kuşu ve inanılmaz etkileyici bir film olduğunu düşünüyorum. Şimdi yoruldum, enerjim tükendi, baştansavma bir vaziyette anlatmak istemiyorum. En iyisi daha sonra yazmak olacak galiba.

Son okuduklarımdan da bahsedip gideceğim! Çünkü neden? Çünkü sonunda iyi kitaplar okumaya başladım nihayet. Şu an Yaratma Cesareti'ni okuyorum, Rollo May'in. Yaratıcı edim üzerine yazılmış bir kitap, biraz parça parça okuyorum otobüslerde uyuklayarak okuyorum ama gerçekten faydalı bir kitap, aklınızda bulunsun okumak isterseniz. Ondan önce Gorki'nin bir oyununu okudum, Ayaktakımı Arasında. Yine Esma Hoca önermişti. Çok güzel bir oyun, çok keyifli. Tom Robbins'i bir beş senedir falan okumak aklımdaydı nihayet bu yıl Parfümün Dansı'nı okumayı başardım. Kitap çok güzel başladı ama her yerde de yazmış olduğum gibi, sonlara doğru bunca oyunu yüreğim kaldırmadı, biraz antipati doldum. Yine de güzeldi. Ama bir süre okumak istemem herhalde, yeniden gaza gelene kadar. Schopenhauer'in Aşka ve Kadınlara Dair- Cinsel Aşkın Metafiziği'ni okudum. Bununla ilgili söylemek istediğim ilk şey, feminist hislerinizi sakince iki dakika susturup kitabı bitirin, gerçekten faydalı bir kitap. İkinci şey, evet, aşk da bir ana ait. Koca kitaptan bunu mu çıkardım? Bunu çıkardım eveth.

Yine çok konuştum. Yarın seçim var. Her seçim öncesi olduğu gibi, yine çok heyecanlıyım. Bu kez gazlarla tarumar edilmiş Gezi Parkı fotoğrafı da koymayacağım, kan revan içinde kalmış gar fotoğrafı da, ölüp giden çocukları da. Herkes her şeyi biliyor zaten, siz bilirsiniz. Geçen seçimlerde babama söylediğim şeyi şimdi size ve kendimi de dahil ederek hepimize söyleyeceğim: Umarım verdiğiniz karardan pişman olmazsınız, umarım verdiğimiz karardan pişman olmayız. Çünkü bu ülkenin geleceğini ellerinizde tutuyorsunuz ve umarım çocuklarımıza, torunlarımıza daha koyu bir karabasanla yüzleşme mecburiyetini yüklemezsiniz, yüklemeyiz.

10 yorum:

  1. Aklıma getirdin: https://www.youtube.com/watch?v=8cMmCtLLHGg
    Waynand'a sempati beslemiştim nedense :O

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay neden aklına bu şarkı geldi şimdi? Ne kadar güzelmiş.
      Waynand'a ben de sempati duymuştum. Kadının çok az karakterine sempati duyuyorum.

      Sil
    2. "What she said, I smoke because I'm hoping for an early death and I need to cling to something" -- "sigara sağlığa zararlı evet, tam da bu yüzden kullanmaya başladım"

      Gene de Moz'a uyup sigara içme bence; gerçekten berbat ediyor insanı :(


      Sil
    3. Berbat olmak istemediğimde bırakırım diye düşünüyorum ama :D bilemedim.

      Sil
  2. Cessie ne güzel şeyler yazmışsın.

    20li yaşların başındaki cesaretine hastayım!
    ben sigaraya başlasam diyemem sanırım.

    ayrıca dövme olarak ne düşünüyosun? ben bu sene yaptırıcam acaba ne tür bi şey olucak seninki? çok merak ettim! :)

    ah filmler süper..

    angelina jolie konusunda haklısın. ka riz ma!
    ama filmi henüz izlemedim hep izlemeye üşendim o filmi nedense.
    eh pek de bi şey kaybetmemişim sanırım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay insan 20'li yaşlarında cesur olmayacaksa ne zaman olacak :D Ayrıca evde sansasyon yaratmak, en sevdiğim.
      Dövme olarak ne düşündüğüm büyük bir sır :D Yani sonunda kesin kararımı verebildim, yaptırabilirsem göreceksiniz :D

      Sil
  3. Kane'i yakin zamanda birileri daha ovdu,izlicem. Jolie'nin filmini ise yillar yillar once evimde tv'nin oldugu donemlerde star'da izlemistim, gecenin bir vakti guzel filmler kusagiyi, tabi o yillar chp felan guclu tv kanallari daha rahat :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi de bok izliyoruz televizyonlarda... :(

      Sil
  4. Postta geçen Yeşim ben miyim? *.*

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;