24 Nisan 2017 Pazartesi

hayat pek çok şeye dayanabilir hiç şüphesiz. annenin tarçınlı kurabiyesine dayanabilir bazen. bazen bir ağaçta sallanan olgun bir şeftaliye dayanabilir. geçen yüz yıl yaşamış bir kadının saç tellerine, karşı masada oturup çayını karıştıran delikanlının önündeki kareli deftere dayanabilir.

bazen sevgiye dayanabilir, kimi zaman nefrete de dayanbilir tabii. hayat yani, pek çok şeye dayanabilir.

ellere de dayanbilir dolayısı ile. ellere.
ben ellere çok dikkat ederim, sen bilmezsin. oysa ayakları görmekten hiç hoşlanmam. hayatın, hiç şüphesiz, ayaklara dayanmaması gerekir, yürümeye dayansa da.
bazı insanların bir baş parmağı ötekinden kısadır ve daha tombul. bu asimetriden on dokuz yaşına gelene dek hoşlanmadım.
bazı parmaklar öyle ince ve biçimlidir ki, muhakkak iyi bit karakteri temsil etmesi gerektiğini düşünürsün. ben ince ve kuru elleri severim.
tombul ve ıslak eller de vardır şüphesiz, onlardan hoşlanmam. görmekten ve dokunmaktan.

senin ellerin, hem ince ve biçimli, hem de etli ve dolgundu.
sevdiğim ve sevmediğim şeylerin bir birleşimiydi.
ellerini sevmiştim.

demek istiyorum ki, ellerin, bütününden pek de farklı değildi.
sen de sevdiğim ve sevmediğim şeylerin bir birleşimi olmalıydın.
çünkü ben, sevdiğim ve sevmediğim şeylerin bir birleşimiydim.
ama ellerini sevmiştim.

demek istiyorum ki, ellerinin ince ve biçimli olması, aynı zamanda etli ve dolgun olmalarını önemsiz kılan bir artı değildi artık.
demek ki, etli ve dolgun eller de sevilebilirdi.
eğer ellerin sürekli terliyor olsaydı, ıslak ellerin de sevilebileceğini öğrenmiş olacaktım.

böylece eller, hayatta dayanılacak tek şey haline geldi.
tüm parmaklar, muazzam bir sevgi nesnesi oldu.
çünkü ellerini sevmiştim.

hayatta dayanılacak pek çok şey olabilir.
bazen hayata dayanmak mümkün olmayadabilir.
hayatta bir şeylere dayanmak, hayatın bir şeylere dayanması veya hayata dayanmanın mümkün olmaması derken ne kastettiğimi bile bilmiyorum.

durup düşünüyorum.
satranç tutkunu bir adamın öyküsünü okuyorum.
kalbimde küçük bir sızı duyuyorum. gözden geçiriyorum elleri.
izninle, genellemekte beis görmüyorum:
eğer bir ağaç olsaydın, tüm ağaçlar sevilebilirdi.
ama tüm ağaçlar zaten sevilebilir, öyle değil mi?

oysa sen ne ağaçsın, ne kedi, ne de insan.
ellerin de değilsin ne yazık.

ellerini sevmiştim, ellerin değilsin.
ellerinin varlığı bile değilsin, ellerinin varlığı söz konusu değil.
dişlerin değilsin, ne saçlarınsın ne de gözlerin.
cismin yok, olması da önemli değil.
tüm var oluşun kendisisin.

demek ki her türlü var oluş sevilebilir, demek ki hayat herhangi bir şeye dayanabilir.
demek ki gördüğüm her ağaç sensin.

can yücel söylemişti onu:
"bu kadar güzel olmamalıydı yeryüzü / dayanamıyorum, dayanamıyorum!" 



2 yorum:

  1. Yazıdan bağımsız olacak ama Jack London'ın okumadığım eserlerine saldırdım son günlerde. Evin içine heykelini dikecek noktadayım Cessie ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım zihin, ben de jack london'a saldırmakla kitaplarını bitirmeyip gelecek güzel günlere saklamak arasında çok gidip geliyorum. 🌻

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;