17 Aralık 2012 Pazartesi

hey hey hey!

Üst üste gelen bazı şeyler nedeniyle akşam eve geldiğimde mutsuz olan ben, onunla (o kim? o o. o sadece o.) olan sorunumuzu çözümler gibi olunca rahat bir uyku uyudum. Akşam "Anne ben konuşmak istemiyorum bu akşam -.-" diye domuzluk yapan bir insanın ertesi sabah içinde tavşanların hopluyor olması hayra alamet değildir herhalde.

Telefonuma baktığımda o'nun attığı mesajların arasında bir de Cansu'nun mesajını gördüm. "Uyan, kar yağıyor." Yataktan fırladığım gibi pencereye koştum ve pencereden gördüğüm manzara şöyleydi:

"Lan?!" dedim "ne giyeceğim ben?! Oha donarım bu havada! Hallam hiçbi' şeyim yok!" Ama sonra sakin oldum ve makul, mantıklı şeyler giydim üzerime. Çiğdem haklıymış, kar yağınca hava yatışıyormuş gerçekten. Sabah olduğundan çok daha soğuktu kar yağmadan önce.

Neyse, okul yollarına düştüm. İçimde tavşanlar hoplasa da "Daha ilk günden karda kayıp kafamı gözümü patlatmayayım" diye düşünen ben hoplamadım. İnsan gibi yürüdüm.

Genel biyoloji ölüm gibiydi bu sabah! Zaten bozuk param yok diye yiyecek bir şeyler alamadım. Bunun üzerine bir de ders uzayınca öğle yemeğine gitme ihtimalim de ortadan kalktı. Botanikçiler "Konular yetişmeyecek" diye dersi erkene aldı. Genel biyolojiden her hafta erken çıkıyorduk, bu hafta hocanın dibine kadar ders anlatacağı tuttu, yok böyle bir şey arkadaş yahu! Tam böyle dersi bitirir gibi konuşuyor, umutlanıyoruz, "Evet, o zaman bunu da anladığınıza göre şu konuya geçelim" diye öbür konuya bağlıyor... Velhasılı 12: 45 'de dersten çıktık.

O 15 dakikada ne yenebilirdi ki? Ebru'nun da sayesinde -bozuk para verdi- sandviç alabildim! Tam ben makineye para atıp sandviç alma peşindeyken kızlar "Cessie" dediler. Bir döndüm, o da nesi?! Bu deliler gitmiş bir küçük pasta almış, üzerine de bir mum kondurmuş, bölümün orta yerinde, bilgisayar labının hemen yanında "İy-ki doğ-duuun Ce-ssieee" diye şarkı söylüyorlar. Bir anlık duraksamadan sonra idrak ettim ki bana gecikmeli doğum günü kutlaması yapmışlar! Bak bak, canlarım yea! *.*

Bununla da bitmemiş! Dilek kara özel, kar kristali şeklinde bi' kolye almış bana. Uzunca bir süre "Olum bence bir insana alınabilecek en güzel hediye çoraptır. Bence kimsenin, asla yeterli sayıda çorabı olmaz." diye dolaştığımdan sanırım, Çiğdem de Hafize de bana çorap almış. O söylediklerimde son derece ciddi olduğumdan o sicacik ve yimşacik çoraplara çok sevindim! *.* Çiğdem yaka bağır açık dolaştığımdan sanırım bana şalımsı, atkımsı, mavi, çok güzel bi' şey almış. Normal insanlar onun ne olduğunu biliyor mesela, ama ben bilmiyorum. Yine de çok kullanacağımı tahmin ediyorum. Sonraa... Ebru bir fotoğraf albümü almış ve bununla da kalmayıp, birlikte çekindiğimiz fotoğrafları internetten bulup, çıkartıp albümün içine yerleştirmiş! Ve Elif, bana baykuş şeklinde, şirin ötesi bir kumbara almış. Artık cüzdanımda durmasına sinir olduğum 10 ve 5 kuruşların adresi belli! Sonra onlar biriksin, kendime Monster High bebeklerden alacağım. Yine de kumbaradan da çok sevindiğim şey, Elif'in yazdığı not oldu *.* Sizinle paylaşmayacağım.

Biz böyle hediyeleştik, öpüştük, koklaştık ve bir baktık ki o minicik 15 dakikayı yemişiz. Dersi birde başlayan zavallılar koşturarak labın yolunu tuttuk. Bi kısmımız farklı labda olduğundan dersleri normal saatinde, ikide başlıyordu.

Öyle oyalanınca en arka bence kaldık tabi. Ama kötü olmadı. Dönem neredeyse bittiği halde ismini öğrenemediğim hoca bizimle ilgilendi. Paylaştılar sanırım bençleri kendi aralarında. Bilemedim.

Bu gün şanslı günümde miydim nedir? Labım çok güzel geçti. Ne aradıysam buldum, güzel kesitler aldım. Şaşkınlık içerisindeyim. Hatta ince kesit almanın mümkün olmadığı portakalda bile bulmam gereken boşluğu buldum ve bu tamamen şans eseri bir şeydi. Geçen sefer bir tane bile bulamadığım ve sinir olduğum sistoliti de kendi öz kesitimde görmüş oldum bu hafta *.*

Botanik lab vizesinden de 25 üzerinden 23 almışım ehe :D Hatta o aslında 24 olacaktı da "lümen" gelmedi aklıma. Neyse... Zooloji onu mahveder nasılsa -.-

Çıkışta markete uğradım. Kızlar benimle yemeğe kalmayı reddedince "Bari meyve suyu alayım. Makarna da pişiririm, yerim bir şeyler" diye düşündüm. Markette Burcu'yla karşılaştık. Sonra makarna yemeye gittik. Evet dışarıda yedik ve yine makarna yedik. Üzerine kızların aldığı minik pastayı afiiyetle mideye indirdik. Yani benim zavallı midem gün boyu boş kaldıktan sonra birden lezzetli şeylerle dolunca küçük bir şok yaşadı, bunu hissettim.

Eve gelince yorgunum diye yattım. Yatakta debelendim, telefonla konuştum ve yarınki moleküler vizesine hiç çalışmadım, aferin bana.

Enee- unutmadan. Marketten kendime turşu aldım. Deli gibi turşu yiyorum.

Şimdi gidip biraz molekülere bakayım. Veya uyuyayım ki yarın kalkıp bakabileyim. İkisinden birini yapacağım.

4 yorum:

  1. heeeey ankara karı güzel ya.
    bak o pencereden ilkbahar da olacak.
    :)
    o o.
    yüzyüze görüşmek istediğin kişi olsa gerek.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet o yüzyüze görüşmek istediğim kişi :D Nasıl da bildin ya!

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;