25 Temmuz 2013 Perşembe

kâbuslarım

Merhaba herkes!
Bir sinek yaşasın, bir kurtçuk yaşasın da sen yaşama Fredie Mercury *.*  Olacak iş değil. Neyse.

Tatilin canıma okuduğu bir gün daha arkadaşlar. Hâlâ evdeyim, sıkılıyorum. Dün gece oturma odasında, balkon kapısının karşısında uyudum. Baya da rüzgâr esiyordu işte. Feci halde tutulmuşum. Belim çok ağrıyor...  Bir de garip rüyalar gördüm. Sadece ikisini hatırlıyorum.

İlkinde, köydeymişiz. Babamın köyünde. Oradaki evimizin önünde bir dut ağacımız var. Biraz yokuş inince de yola çıkıyorsunuz. Sağ tarafa, yani yukarıya doğru ilerlerseniz solda ileride bir çeşme var. Orasıymış güya rüyamda gördüğüm yer, ama hiç orası gibi değil. Böyle köprü gibi bi' şey var. Su birikintisi var, göl kadar büyük değil ama küçük de değil, ve derin. Bir adam var, genç biraz, biraz da göbekli. Mavi gömlek giyiyor, lacivert pantolon falan. Rüyamda polismiş gibi algılıyorum onu. İnekler peşine düşüyor işte. Bir tanesi kafayı yemiş gibi, kocaman boynuzları falan var. En sonunda yaralıyor adamı, o su birikintisinin içine düşüyor kanlar içinde. Ben de "Baba, baba" diye haykırıyorum ama uzaktayız yani koşsak yetişemeyiz. Bir de etrafta kimse yok, ineği de tek başımıza zaptedemeyiz. Mecbur seyirci kalıyoruz olanlara. Böyle uyandım işte. Baktım hava aydınlanmamış doğru dürüst, daha sabahın körü. Adana'da olduğumuz, çılgın inekten uzak olduğumuz için mutlu oldum. Tüm olanların rüya olduğunu anlayınca da rahatladım. Bilinç altım ne durumdaysa demek...

Diğer rüyamda da banyo gibi bir yerdeyiz. Bir, iki, üç, dört kişiyiz. Sauna da olabilir, bilmiyorum. Bir adam var, iki de kız ve ben. Hepimizde havlular falan var işte. Seksli bir rüya değil. Adam da yani, hiç tipim olmayan biri. Kısacık saçları var, azıcık da esmer mi nedir. Vücudu fena değildi ama. Ehehe, en çok kendimi beğendim. Saçlarım uzamış beyle lepiska lepiska. Neyse. Kızlardan biri yazıyor adama. Asılıyor bildiğin. Öteki de kaş göz deviriyor. Ben de rahatsız oluyorum da ses etmiyorum. Beraber bir yerlere gitmeyi falan kararlaştırıyorlar. Ay kız da bir fettaaaaaaaan! "Senin için sorun olmazsa tabii Cessie" diyor imalı imalı. Ben de "Yok canım, ne sorun olacak. Keyfinize bakın." diyorum hiç aldırış etmeden. Meğer adamla evliymişiz biz. Çok zenginmiş falan. Orası da onun eviymiş. Ama ben hatırlayamıyorum bu evlilik işi nasıl oldu, aramızda ne var. Adama aşık değilim çünkü. Bu iş nasıl oldu anlam veremiyorum. Kendi kendime "Hayret ya" diyorum "hiç tipim de değil." Nasıl evlendiğimizi falan hatırlamıyorum çünkü hafızamı kaybetmişim meğersem! Benim olmayan bir hayatın içinde bir sağa bir sola savruluyormuşum! Onlar gidince, ben de pijamalarımı giyip düşünmeye başlıyorum. Ne yapacağım, tanımadığım bir adamla evli mi kalacağım? Buralarda bir yerlerde, bir şekilde uyandım. Ama uyanınca da düşünmeye devam ettim. Bu adamla evlenmişiz ama neden evlenmişiz? Bir senaryo yazdım. Sebep bulamadım gerçi ama... Evlenmişiz ama aramızda hiçbir şey olmamış. Zaten birbirimizi sevmiyormuşuz. O halde neden evli kalıyoruz? Tüm bunları hatırlamadığım halde ve bana açıklama yapılmadığı halde bu evliliğe devam etmeli miyim? "Neden edecekmişim yahu" dedim kendime.
Sonra da düşündüm, acaba hafızasını kaybeden biri, anılarını geri kazansa da o anılarla birlikte eski duygularını da kazanır mı? Her koşulda, bu adamla bu evliliği sürdürmemeye karar verdim. Fettan kızla buluşmak için çıkacaktı hayalimde. Ben de ayaküstü konuşulmaz bu konu diye ses etmedim. Kız da süslenmiş, püslenmiş, geldi bizim adamı almaya. İyi eğlenceler diledim onlara. Sonra da oje sürdüm kendime. Geri sildim. Sevmem çünkü ojeyi. Film falan izledim, eşyalarımı topladım. Adam gelince konuşacağım, gideceğim çünkü. Sonra geldi işte. Bir iki gün takılmışlar, ben de rahatça hazırlanmışım. Gururlu bir kızım, her detayı düşünmüşüm. Sadece kıyafetlerimi alıyorum, takılara, tokalara dokunmuyorum. Geldiğinde hazırım. Onu oturtuyorum karşıma. "Bak" diyorum. "Bu evlilik işi nasıl oldu hatırlamıyorum. Hatırlamak da istemiyorum. Hoş çocuksun, seni beğenenler vardır. Ama tipim değilsin. Sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Söylenenlere göre geçmişte de hissetmemişim. Bu durumda bu evde yaşamamın, seninle evli kalmamın bir anlamı yok. Sana ait olan şeyleri istemiyorum. Eğer bana pahalı bir şeyler hediye falan ettiysen, hatırlamıyorum ayağına üzerine yatacak değilim. Buraya kadarmış, ben gidiyorum." diyorum. Devamını hayal etmedim. Bir sorun çıkar, anlaşma yapmışızdır, bir şeydir, ayrılamayız diye korktum. Bu sorunu da çözmüş oldum ve böyle kalktım yatağımdan.


Oksa Pollock'u okudum. Ama bu konuda yorum yapmayacağım çünkü kitap bitmeden konuşmak istemiyorum... Tabii kitabı okurken "Neden bana küt saç yakışmıyor?!" diye hayıflandım. M'ye danıştım, saçımı küt kestireyim mi diye, kestirme dedi. Biliyor çünkü pişman olup başının etini yiyeceğimi. Ama sonra aklıma Echo Tesla geldi, Guitar Hero'da en sevdiğim karakter. Onun saçları uzun ve siyah. Ben de onun gibi olmak istiyorum *.* Böylece saçlarımı kestirmemeye karar verdim. Hem zaten bence ben Echo'ya çok benziyorum. Sadece saçlarım kısa canım. Onlar da uzayınca çok süper olabilir her şey.

Guitar Hero'da Echo Tesla'dan daha çok beğendiğim bir karakter varsa, o da Warrior Echo! Şunun tatlılığa bakın yea. Gerçi resimler düzgün yerleştiremedim galiba. Biliyorsunuz blogger'ı...

Şöyle bir şey olsaydım, off ne çok isterdim. Belki biraz Oksa Pollock'un da etkisi var en uçuk kaçık hayallerimin kafamda yeniden canlanmasında. Tabii ben Mert gibi çeşitli genetik müdahaleler sonucu oramızdan buramızdan kanat çıkması veya rengimizi yeşil yapmamız veya solungaç sahibi olmamız konusuna sıcak bakmıyorum ama, evrim çok daha farklı çalışabilirdi diye de düşünmüyor değilim... Bir Echo olabilirdim! Bir Warrior Echo'da olabilirdim arkadaşlar... Olamaz mıydım?

Küçükken daha çok hayal ediyordum böyle şeyleri. Hatta bir zaman iki karakter ve iki dünya yaratmıştım. Ama bu dünyada ben herhangi bir karakter olarak bulunmuyordum, yaratıcı ve izleyiciydim. Bir topluluk vardı işte, toplum. Kanatlı filanlardı, bilirsiniz. Toplumun çok başarılı, savaşçı gençleri. Kızlar ve erkekler arasında sürekli bir çekişme vardı. İki lider arasındaki gerilim o kadar artıyordu ve şehrin huzurunu o kadar bozuyordu ki, liderler, yaşlı kişiler karar alıyorlardı bu ikisini göreve yollamaya. Görev de dış dünyayı -çünkü bu şehir dış dünyadan izole olmuş bir şehirdi- kötülüğün egemen olduğu dış dünyayı bu kötücül güçlerden temizlemekti. Tabii ki bu işle görevlendirilmiş başkaları da vardı. Gençlerimiz de daha eğitimleri tamamlanmadan bu göreve fırlatılmışlardı zaten. Sonra aralarında bir yakınlaşmalar falan oldu... Neyse.

Tivitırda rastladım, birisi şu takım yorumlarda bulunmuş. Bir yerlerde okumuştum, erkekte, bilinç altında yani erkeğin, doğurganlıktan mahrum olmak ile ilgili bazı ımmm nasıl derler... Kuramadım cümleyi. Doğurgan olmadıkları için kompleksli olduklarını okumuştum işte. Bu bizim pipiden yoksun olma kompleksimiz gibi. Psikolojiyle ilgilenen varsa anladı ne demek istediğimi...

Düşünüyorum da, bu zihniyeti anlamanın imkanı yok. Doğru zaten. Kadını obje olarak görmekten vazgeçemezsek kadının estetik zevkimize uygun olması dışında bir işlevi olamayacağını da düşünürüz tabii. Hamile kadın dolaşamazmış ki, estetik değilmiş. Kadının kimsenin estetik kaygılarına, ihtiyaçlarına veya her ne ise ona hizmet etmek zorunda olmadığı, kadının kendi başına bir birey olduğu kabul edilmezse böyle yorumları daha çok dinleriz. Tabii mesela aynı zihniyet konuşursa kadın beyinin otomobiliyle çıkar, kendi otomobili olması fikri akla dahi gelmez, basit bir örnekte bile. Yine aynı zihniyet de, körler sağırlar birbirini ağırlar misali, bu adamların sırtını sıvazlamaya devam eder. Bunları televizyonlara çıkarır, konuşturur. "Hamile kadın sokakta dolaşmasın!" diyene de maşallah denir. Yazık.

12 yorum:

  1. Öncelikle Rüyaların Hayrolsun diyerekten başlıyayım yorumuma,2 gündür bende öyle saçma rüyalar görüyorum ki, şu açıklanmayan tercih sonuçlarına yoruyorum. birde havalar tabi ki öyle sıcakki bilinçaltımız erimiş olabilir.
    şu hamile kadın dolaşmasın diyen adamada ayrı gıcığım, nöronun zerreciği yok beyninde ama konuşabiliyor çok garip o.O

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım istediğin yer gelir *.*

      Ben tercih de yapmadım ki, nedir bu saçmalıklar hiç anlamadım.

      Sil
    2. tercih ettiğim yerlerden hiç biri gelmiyecek gibi duruyor, ama kontejyanlar artmış dediler, bakalım.

      Sil
    3. Dilerim her şey güzel olur :D

      Sil
  2. :)
    hihi güldüm, geliycam yineee.
    :)

    YanıtlaSil
  3. "Seksli bir rüya değil"
    Allahım nasıl güldüm :)
    The wow vardı ya film, orda da kız hafızasını kaybedip kocasını unutuyordu.Seninki de aynısı olmuş.Ama orda adam kıza çok aşıktı bir sürü şey yapıyordu kız için, ama senin rüyadaki adam hödük çıkmış, bi de diğer kızla gidiyor, iyi yapmışın rüyada, o adamla yaşanır mı? :D
    Böyle sapkın düşünceleri olan terbiyesiz insanların din üzerine yorum yapmaları, terbiyeden bahsetmeleri ve neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair konuşmaları çok sinirimi bozuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğin filmi izlemedim. Ama benimki öküzdü, evet. Zaten sevmiyomuş ki en başından beri beni. En iyisi böyle olmasıydı.

      Kesinlikle, sinir oldum adama. Bir de insanlar inanıyor böylelerine, ciddiye alıyor.

      Sil
  4. İkinci rüyanı senaryolaştırsan Oscar alır:D o nasıl rüya öyle :D

    O adama da diyecek bir şey bulamıyorum. Bunun gibi salaklar olduğu sürece daha haberlerde çok kadın cinayeti haberi görürüz biz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla Oscar alır mı bilmiyorum ama senaryolaştırılırsa dizi yapılabilir bence de :D

      Sil
  5. ya iki rüya da ilginç yani.
    ama o ikinci rüya ne öyle.
    amma ayrıntılı ve gerçekçi.
    kısa film gibi.
    :)
    saçlar.
    ay çok düşünme seeen.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ikinci rüyam öyleydi. Anneme de anlattım, herkese anlattım :D

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;