3 Şubat 2017 Cuma

çeşitli şeyler ve sonik hanım şalanjı 17


hepiniz çok güzelsiniz çocuklar. yer yüzünde yaşamış olanlarınız, yaşıyor olanlarınız ve yaşayacak olanlarınız, hepiniz çok güzelsiniz. çünkü insan gerçekten ne görmek isterse onu görüyor. siz benim suratıma ne kadar çirkin olduğumu haykırırken bile ben size bunu söylüyordum ve teşekkür ediyordum.

iki yüzlülük olmasın, çok sinirliyim. sadece ebru'yla bile milyarlarca kez her birinize okkalı küfürler ettik. o konuşmalar hep dönüp dolaşıp bir "ama"ya bağlandı ve sonra da "aslında şu veya bu açıdan ne kadar anlaşılabilir olduğunuzu" konuştuk. öfkelerimiz hiçbir zaman nefrete dönüşemiyor. siz ne kadar çirkin olduğumuzu yüzümüze haykırınca size inanıyoruz, bahsettiğiniz çirkinlikleri kendimizde bulup çıkarmaya ve hatta bazen yaratmaya başlıyoruz. gördüğümüz güzellikleri kirletmek bize ağır geldiğinden kendi üzerimizi başımızı kirletiyoruz, sizden nefret etme fikrine katlanamadığımızdan kendimizden nefret ediyoruz. ama ben çok sıkıldım, bir şey söyleyeyim mi, siktirin oradan.

biz güzeliz. biz gerçekten güzel insanlarız. biz sizin sevinçlerinizi kutluyoruz, sizin acılarınıza ağlıyoruz ve sizin haberiniz bile olmuyor. bir gün suratınıza sıvamak için de yapmıyoruz, konuşmuyoruz, söylemiyoruz, duymuyor ve bilmiyorsunuz. bilmiyorsunuz çünkü hiçbir zaman bilmek istemediniz. bilmiyorsunuz çünkü siz bilmek istemedik
çe biz bunu dillendirmeyiz.

biz her zaman ama her zaman, kendi başımıza bir ateş yakıyoruz ve ortasında duruyoruz. önce ayaklarımız, bacaklarımız yanıyor, sonra kıyafetlerimiz tutuşuyor. bağırıyoruz, yardım istiyoruz, kaçıyoruz. kaçarken yerdeki kuru otları da tutuşturuyoruz, ateş büyüyor. hiç gereği yokken bir rüzgâr esiyor, ateş büyüyor. hayat böyle bir şey, olmadık zamanlarda estirdiği rüzgârlarla da meşhur biraz. sonra susup oturuyoruz olduğumuz yere, hem kendi yanışımızı seyrediyoruz hem de ortalığın kavrulmasını. daha en başta söndürebilirdik ateşi, geçip ortasında durmak yerine, ama onu biz yakmıştık zaten. söndürmüyoruz bu yüzden, biz kendi yaktığımız ateşi seviyoruz. siz ısınmak için bile yaklaşamıyorsunuz ona ama yanmaktan söz ediyorsunuz. biz sakin sakin otururken siz elinizde dürbünlerle izliyorsunuz, işte olayınız bu. en sonunda da diyoruz ki, bu ateşi biz yaktık, bizim aptallığımızdı, kimseye kızmaya gerek yok. öyle de. kimseye kızmaya gerek yok ama çok, çok öfkeliyiz. sonra hakkımız olmadan duyduğumuz öfkenin acısını çekiyoruz, siz bunu da dürbünlerinizle izliyorsunuz. siz her şeyi dürbünlerinizle izliyorsunuz. ateşte yanmıyorsunuz, suda boğulmuyorsunuz. siz güvenli taraftasınız ve bu güzel, orada kalın.

hep cemal süreya'yı hatırlarım: "biz kırıldık, daha da kırılırız / kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza" ama dokundunuz çocuklar. suçsuzluğumda bile bir çirkinlik görüyorum, teşekkür ederim. ama her zaman olduğu gibi, yine, bu da benim aptallığımdı. kendi aptallığımla bir kez daha yüzleşiyorum, teşekkür ederim ve bu kinaye değil. çünkü biz böyle aptallarız.

her neyse, konuşmaktan sıkıldım. konuşmanın anlamı yok. sizler güzelsiniz ama biz de güzeliz. biz kendi aptallığımızı size mal edip nasıl güzelliğinizi lekelemiyorsak, siz de kendi aptallığınızı bize bulaştırmayın. her zaman, birbirimize iyi mercekli birer dürbün mesafesinde olalım. çünkü siz sıcağa da soğuğa da katlanamazsınız ve bizde ikisinin arası yok.

gelelim şalanja... 2017'den ne istiyorum, soru o muydu? çok şey istiyorum gerçekten. daha çok yolculuk istiyorum, güzel haberler almak istiyorum, insanlar ölmesin istiyorum, AŞK İSTİYORUM AŞK. yeryüzünün en sıradan, en sakin ilişkisini istiyorum. şarkı da bırakayım:
bengisu ile karar verdiğimiz üzre, kendi başıma progressive rock olmak da istiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;