6 Haziran 2017 Salı

angara underground adult'tan bir darbe daha


ya ben size artık okuduğum kitaplar dışında hiçbir şey anlatamıyorum onu fark eden oldu mu? hayır anlatamıyorum çünkü çirkinlikler boyumu aşıyor. hani üzerine otursam düşünsem kafayı yiyeceğim, yoksa angara hareketli her zamanki gibi. dalga geçmeye çalışıyorum, düşünmemeye çalışıyorum, insan içine çıkmamaya çalışıyorum.

eskiden daha özgür yazıyordum, bir sebepten. şimdi anlatamıyorum, birileri okuyor, ne bileyim söyleyeceklerimin ucu ona dokunacak buna dokunacak. ondan sonra bir sürü lüzumsuz trafik, yemin ederim uğraşmaya üşeniyorum. o yüzden eliyorum, eliyorum, eliyorum, temiz güzel kısımlardan bahsedeyim diyorum bir bakıyorum elimde bir şey kalmamış. ya da ben biraz kötücül bakıyorum olaylara, anlayamadım.

yirmili yaşlar dedik, ergen misin yetişkin misin belli değil dedik, zor geçer, doğaldır, insan bu yaşlarda saçmalar dedik de, iki yüzlülüğü düstur edinmek zorunda da değildik galiba hiç birimiz. artık kendimi de sıyıramıyorum, o küçük hesapları yaparken, bir şeyden ötürü konuşur başka bir şeyden ötürü susarken buluyorum kendimi. angara underground adult hikaye, o golleri kendi kalemize biz attık aslında.

kaç kez söyledim bilmiyorum, ben güzel bir şeydim. öyle kendiliğinden, olduğum gibi bayağı güzeldim yani. şimdi güzel kalmak için de insanüstü bir çaba sarf etmek lazım geliyor. başka güzel insanlara bakıyorum, onlardan güç alarak devam etmeye falan çalışıyorum. karşındaki hıyar diye sen de hıyar olmak zorunda değilsin cessie diyorum. işte büyüler, hayatın ritmi, bir gün herkesin yaptığı her şey yüzünden bir hayattan bir tokat yiyeceğine falan inanma çabaları, ne kadar doğru, ne kadar inanıyorum ben de bilmiyorum artık. etrafa bakıp deliller toplamaya çalışıyorum. madem diyorum, bu dünya benim algıladığım kadar, istediğim gibi oynar, istediğim renge boyarım. madem hiç kimseden ne davranışlarının sorumluluğunu almasını bekleyebiliyorum ne dürüst olmasını ve madem herkesin ikiyüzlülüğü anlaşılabilir, kendiminkini de kabullenebilirim diyorum ve fakat kabullenemiyorum.

kurtulamıyorum da. böyle debelenip duruyorum ama çözeceğim bir şekilde, pes etmiyorum ulan, pes etmek zorunda da değilim çünkü, istediğime inanırım ve işte o yaban ördeklerine falan inanıyorum, ortadan kaybolmalarına, sonra tekrar ortaya çıkmalarının sağ baş parmağımı kurtaracağına falan çok inanıyorum. herkes istediğine tapabilir, ben de yaşamın ta kendisine tapabilirim. onunla boğuşabilirim, bazen kucaklaşabilirim. zaten her türlü yoğun his içinde bir miktar nefret barındırır, yoksa ben'i nasıl koruyacaksın, eriyip gitmesine nasıl mani olacaksın?

son yazıda söylemiştim blues kapanıyor diye. kapattık blues'u. bütün gece oradaydık, sabah ayrıldık, çorbacıda sonlandırdık o muhabbeti. üzerimizden kamyon geçmiş gibiydik kızlarla ayrıldığımızda.

ne anlatayım şimdi size, üçüncü bir kişinin pek özel pek savunmasız bir halini mi anlatayım? buna bir dördüncü kişiyi mi bulaştırayım. o günden beri düşünüyorum, "kaybeden" adamları tanımak ne kadar kolay. işte o sakil halden, bar taburesinde tek başına oturup yarı yaşındaki hatunları kesmesinden, ütüsüz gömleğinden, haftalardır kesmediği karışık sakalından, çökmüş göz altlarından, bazen tutukluğundan bazen cıvıklığından çıkarıyorsun. bir adamın suratına baksan hemen çocukluğu canlanıveriyor gözünde, beş yaşındayken, ilkokulda arkadaşlarıyla top oynarken falan görüyorsun herifi. ve bir gün bir adamın artist artist "kaybeden kadın olmaz, kadınlar her zaman yolunu bulur" dediğini, diyebileceğini hayal edebiliyorsun.

kaybeden kadınlar, yani kendini kaybetmemiş bir tek, onun dışında o kadar kaybetmiş ki, öyle bir kaybeden kadın işte, ne kadar derli toplu duruyor. makyaj yapıyor, kıyafetine uygun küpeler takıyor. sırtına bir şal alıyor. az içiyor, gülümsüyor. o hengamede, böğürtülerin arasında falan sesini duyurmaya çalışıyor, duyuruyor da. bazen çok kibar oluyor, bazen çok kaba oluyor. yani ister istemez düşünmüyorsun bar taburesinde oturup bira içen kadının kaybetmiş olduğunu, ağlıyor bile olsa düşünmüyorsun. gereksiz kadın duygusallığı diye niteleyip yoluna bakabiliyorsun. hani sanıyorsun ki bir çocuk gelinler var, bir yol kenarı ve genel ev orospuları bir de töre ve tecavüz kurbanları. mesela kahvesini servis ettiğin avukat hanımın da bir kaybeden olduğunu bilemiyorsun, modern kadınla bağdaştıramıyorsun kaybetmeyi. ne bileyim ben komşun ayşe teyze'nin de kaybetmiş olabileceğini düşünmüyorsun. gündelik yaşamda bulup çıkaramıyorsun kaybeden kadınları, anlatabiliyor muyum?

bu kaybeden hatunlar haspelkader iki kadeh fazla kaçırmasınlar, ne hikâyeler anlatıyorlar. yaşamın o küçük detayları tarafından ne kadar yaralanmışlar, duygusal şiddet, fiziksel şiddet, taciz, tecavüz, bıçaklanma yarabbim. sonra hatun kalkıyor siliyor gözünün yaşını, bir iki arkadaşı giriyor koluna, götürüyor. bir hafta sonra görsen o modern metropol kadını yine karşında, sanki anlatılanları o anlatmadı. kaç kere dağılmış, kaç kere toparlanmış bilemiyorsun, küpeler yerli yerinde, makyaj yapılmış, dudaklarda gülümseme, canlı, nazik.

güzel kadınları hep başka güzel kadınlar toparlıyor. ve hiçbir kadının yüzünden çocukluğunu okuyamıyorsun. makyajdan değil, belki de kadınlar hiç çocuk olmuyor.


2 yorum:

  1. son paragrafa doğru tüylerim ürperdi. sıcacık bir yazı olmuş cessie

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay bir de bize sor üç gün kendimize gelemedik. :D

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;