7 Ağustos 2017 Pazartesi

Neler yapıyorsunuz çocuklar? Ben arazi yapıyorum, güneşe karşı yüzümü buruşturuyorum. Arada halüsinasyonumsu bişilerle haşır neşir oluyorum, yine de güçlü kalmaya çalışıyorum. Biraz da anı biriktiriyorum.

Bu yıl ekip geçen yılki kadar kenetlenmiş ve organize değil. Yine de bir araya gelip, yönetime (ucundan kıyısından bize yani) karşı yaktılar anarşi ateşini. Sonuna kadar destekledim.

Hep söylüyorum, bir insanın koşullarını anlayınca ona kızmıyorsunuz artık. Davranışının altında yatan dinamiği çözmek mesele. Çözdükten sonra her şey olabilir oluyor. Bunu yapamıyorlar. Sorunların bir kısmı bununla alakalı.

Bu yıl bu kampta 8 şef var. Bu insanların çoğu ilk kez ekip yönetmeye çalışıyorlar, ilk kez insan çalıştırmayı deneyimliyorlar. Dolayısıyla hepimiz bir takım hatalar yapıyoruz, doğaldır. Ekiptekiler de muhtemelen ilk kez böyle bir kolektif yaşam ve çalışma içerisine girdiler, onlar da bir takım hatalar yapıyorlar, o da doğaldır. Önemli olan her zaman savunduğum gibi, karşılıklı iyi niyet ve anlayış.

Yine her zaman savunduğum gibi, yirmili yaşlar çok zor. Ergenliğin son saatleri bunlar, karşındakini yetişkin yerine koyup muamele edemiyorsun çünkü yetişkin değil. Çocuk yerine koyup muamele edemiyorsun, çünkü çocuk değil. Tabii tüm bunlar bizim için de geçerli olunca, her şey biraz zor.

Yine de insanlarla iletişim halinde olmak genel anlamıyla güzel. Şu fotoğrafı çektiğimiz gün bir dayıyla karşılaştık. Dayı epeyce lafa tuttu bizi ama sıkıntı değil. Zaten çok bir iş yükümüz yok. Antalya'nın yerlisiymiş. İstanbul'da hukuk okumuş. Troleybüslere beş parasız binişlerinden (hobo stayla), oğlundan, torunundan bahsetti. Onunla konuşurken denizin üzerinden uçan bir flamingo sürüsü gördük. Aklımız çıktı, dayı da dahil hepimizin! Eskiden buraları kuş cennetiymiş, oteller yapılmaya başlanınca sesten, ışıktan, havai fişeklerden etkilenen kuşlar göç etmiş, cennet mennet kalmamış tabi. Yerel halktan üç senedir bu hikayeyi dinliyorum. Kimileri içleri acıyarak anlatıyor, dilekçeler yazdık diyor, fayda etmedi. Dilekçelerin fayda edip etmemesi de bir noktada mühim değil de, teyzelerin dayıların bu yenilgiyi içleri acıyarak anlatmaları mühim. Var olsunlar! Hepsi bir takım neferler.

Yavru çıkışları başladı. Yavrulara mümkünse hiç müdahale etmemeye çalışıyoruz. Zaten yuvada sıkışıp kalan yavrular dışında yavru gördüğümüz de olmuyor. Ama yine yerel halk gece sahile indiğinde karşılaşıyor. Bir abla denizden koşup yanımıza yanaştı yine aynı gün. "Geceleri bazen yavrulara denk geliyoruz, onları denize yaklaştırıyoruz. Ama bize yanlış bir şey yaptığımızı söylediler, biz yanlış bir şey mi yapıyoruz?" dedi. Biz de "Evet, aslında yanlış bir şey yapıyorsunuz" diye başladık. Abla son derece çaresiz bir bakışla "Ama buradaki ışıklar hep yanıyor, bu sefer de ertesi gün kurumuş halde topluyoruz yavruları" dedi. Alternatif çözüm ürettik, yapmaları gerekeni anlattık, sahile dalan traktörleri hocaya bildirdik. Bunlar hep güzel şeyler, küçük ve anlamsız ama yine de anlamlı falan. Geri dönen yaban ördekleri hep bu anlamsız küçük çabalara ve iyi niyete bağlı çünkü, kurtulan baş parmaklar da dolayısı ile.

Burada Uygar diye bi çocuk var. Fevri, klasik, yaramaz oğlan çocuğu. İllüzyon numaraları falan yapmasının dışında insanları gaza getirme gibi bir yeteneği de var. Bir de damacana ile ritim tutabiliyor. Geçen gece beni önce saçımı boyamaya, sonra ensemi kazımaya ikna etti. Baktık boya işi yaş, öteki projeyi hayata geçirdik, şöyle bir şey oldu.

Sonra Berre'nin enseyi kazıdı, sonra da Doğuş'un saçlarını kesmeye başladı. İki günde çok ilerleme kaydetmiş değil ama olsun.

Sırtımda hilal şeklinde bir iz görüyor olmalısınız. O da bir başka gaza gelişin eseri. Yaklaşık bir ay önce falan Caner 2 diye bir oğlan geldi kampa. Bağlamalar, ev yapımı rakılar, bendirler ve türkülerle Caner 2 ve ekürisi Cemal gönlümü baştan kazandı zaten.

Bir gün oturduk konuşuyoruz, konu nereden geldiyse bardak çekme meselesine geldi. Caner 2 olaya çok hakimmişçesine bardak çekmeyi teklif etti, ben de heyecanla "HADİ BENDE DENEYELİM! ÖNCE BENDE DENEYELİM! NE OLUR BENDE DENEYELİM!" diye ortalara atıldım. Caner 2 bardağı biraz fazla ısıtınca, deri parçalarımı cam bardakta bırakmak durumunda kaldım. Sonra orası kabuk tuttu, o kabuklar terledikçe tişörtüme yapıştı, deri parçalarımı tişörtlerden kazıdım, yer yer tişörtler komple sırtıma yapıştı falan ve velhasılı kurtuldum. Şimdi azıcık kaşınıyor yalnızca.

Şimdi çocuklar halı saha maçından döndüler. Doğuş sakatlanmış, her zamanki gibi huysuzlanıyor ve mızmızlanıyor. Ben onun birasından otlanıyorum. Kitabımı bitirmeden yatmamaya niyetliyim ama bakalım. Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni farklı bir yayın evi yeniden basıyor, artık ikinci kitabı sipariş etsem mi diye düşünüyorum.

Neler yapıyorsunuz? Bana ses verin, saçıma methiyeler düzün ve sakın ölmeyin!

6 yorum:

  1. Ne kadar güzel bir şey yaşıyorsun ve bol bol anı biriktiriyorsun. Yerinde olmak istedim bi an :)
    Bu arada ben sırtındaki izi dövme zannettim. Valla olurmuş, hem de çok güzel olurmuş. Bi düşün derim.

    İyi eğlenceleeeer!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay düşünüyorum oraya dövme mövme bişiyler ama tam olarak iyileşmesi çok uzun sürecekmiş. Bence de ilginç oldu ahaha çok coooooool! :D

      Sil
  2. Sırtındaki o şekil ilk gördüğümde hiç kaza gibi gelmemişti. Bu beyaz dövmeler var ya yeni moda olmaya başladı. İlk yapıldıklarında böyle bir görüntüsü oluyor bazı kişilerde öyle zannetmiştim.. Okuyunca şok olduk tabii :D Saçlar başarılı :) Güzel günler diliyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ehehehe teşekkür ederim.
      Evet hilal gibi oldu, biz de ilginç bulduk. Biraz acı verici de oldu. Düşünüyorum oralara dövme mövme ama bakalım.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;