16 Şubat 2018 Cuma

neler okudum

Sanki çok bir şey okumuşum gibi buraya cool cool neler okudum yazmam, ay ahahahaha. İçler acısıyım a dostlar. Yaklaşık bir aydır sanırım hiçbir şey okuyamıyorum. Şenol Bey kitabımı gönderince bir heves Brautigan'ın şiirlerini okumaya başladım. Kitap Ebru'da kaldı o yüzden size bir iki şiir örnekleyemeyeceğim. Yarın yeni evime geçiyorum, o yüzden yazabilir miyim yazamaz mıyım bilmiyorum, yalan olmasın diye şöyle bir bahsetmek maksadı ile yazıyorum.

Şenol Bey, en kapsamlı şiir derlemesi olduğunu duyurdu. Gerçekten öyle mi bilmiyorum fakat kafamı kurcalayan bir şey var ki, o da bir hayli şiirin kitapta iki kez basılmış olması. Bu kasıtlı mı oldu, baskı hatası mı bilemiyorum. Kendisine de sorarak edepsizlik etmek istemiyorum, sonuçta adam bana benim için çok kıymetli olan bir şey hediye etti.

Utku ile bir Brautigan kardeşliğimiz var, sanırım Zihin de bu kardeşliğe dahil oluyor. Hemen birbirimizi etiketliyoruz feysbuktan çeşitli Brautigan basım- yayın faaliyetleri ile karşılaştıkça. Hepimizin hemfikir olduğu bir şey var, Brautigan şair, onun romanları da şiir.

Ben romanlarını daha çok seviyorum, şiirlerini İngilizce okumak daha keyifli. Sağda solda tek tük görüp okuduğum oluyor internetten. Hep söylüyorum, çeviri şiir okumayı sevmiyorum, anlamı korusan şiirin melodisi kayboluyor bu kez. Romanları kadar keyif vermedi bana ama çok naif, çok güzel şiirler vardı bu koca kitabın içinde. Defterimi kalemimi aldım hemen bende uyandırdığı çağrışımları çiziktiriverdim. Yanına da dizeleri iliştiriverdim. Sanırım evime yerleşince "Brautigan şiirleri resimleme" işine girişeceğim, bir de güzel sulu boya alacağım. Bu takım planlarım var, çocuklara sorayım bakalım sulu boya denince başlangıç noktasında akla kaç numaralı fırçalar ve hangi boyalar geliyormuş.

Bu arada yine Şenol Bey uzun bir müddet önce Jack Kerouac'in tek bilim kurgu öyküsünü bastığını duyurmuştu. Geçenlerde de Patti Smith'in bir söyleşisini bastığını gördüm. Öyle olunca sipariş verdim hemen. Booklet dedikleri bu kitapçıklar bana çok pahalı geliyor. Böyle küçük metinleri internette, sağda solda bulmak mümkün olabilir diye düşünüyorum ama elimde Türkçe'ye çevrilmiş, kolayca okuyabildiğim bir basılı materyal olmasından da hoşlanıyorum. Sahip olmakla alakalı çok salak bir yaklaşım olduğunu düşünsem de, önüne geçebiliyor değilim ama kendime de hak veriyorum, insanız, hepimizin zaafları olabilir. Zaten 24 yaş, dünya malından elini eteğini çekmek için biraz erken bir yaş. Şems, Mevlana'ya okuduğu kitapları yaktırmış, İstanbul'da tanıştığımız evsiz dayı anlatmıştı. Ben kitapları yakmak yerine dağıtmak taraftarı olsam da daha değil, daha alacağımı almadım, unumu elemedim eleğimi de asmadım ahahah. Neyse bu girizgahtan sonra şöyle devam edeyim, geldi o minik kitapçıklar Ebrular'a. Ben de hemen bunun ardından bahsettiğim Patti Smith söyleşisini okudum.

Çok çok minik bir kitapçık. Patti Smith'in şiir ve şarkı yazmak üzerine düşünceleri, minik minik neyi nasıl yazmış'ları falan var. Deli gibi seviyorum bu kadını da, benim için hiç doyurucu değildi, daha çok anlattığı daha çok anlattığı hep anlattığı bir şeyler okumak isterdim. Bunları sınırlı sayıda basıyor, ilgileniyorsanız bakın ama galiba çok da gerekli bir şey değil.

Bu gün Mina ile buluştuk. Bu bana çok iyi geldi. Ben ona otobüs-kazağı teslim ettim, o da bana okumak istediğim iki kitabı getirdi. Bir de yorgan vaadinde bulundu ahahah. Bu arada Begüm Ankara'ya gelmiş, tesadüf işte, aynı mekanda oturuyormuşuz. Mina kalktıktan sonra onlarla oturdum biraz, küçük kahve falları cereyan etti.  Sonra kalkıp eve geldim, güya toparlanacaktım ama yatıp uyudum. Çok saçma bir saatte uyandım, inanılmaz açım ve her zamanki gibi evde yiyecek hiçbir şey yok... Harika.

Neyse, kızların yanından ayrılınca Dost'a uğradım, çizgi romanlara bakınayım dedim. Teyzem pantolon alayım diye 200 lira vermişti, daha Adana'da iken bu parayı pantolona harcamayacağıma karar vermiştim ben de. O paraya güvenerek üç çizgi roman aldım kendime. İkisini okudum bitti bile.

Levent Cantek'in yazdığı, Berat Pekmezci'nin çizdiği bu güzelim çizgi roman Ankara üçlemesinin ikinci kitabıymış. Gölge de bahsetmişti bu üçlemeden bana ama ben sıralarını karıştırdım, Dumankara sonuncu kitap sanıyordum, meğer ilkmiş. Olsun. 1950 öncesi yıllarda, Ankara'da kulağına çalınanlar, duydukları, gördükleri üzerinden şekillenen bir çalışma bu Cantek'in. Aynı zamanda ilham aldığı yazarlar, şairler de söz konusu. Ankara sokaklarında yalnız, kayıp bir memur ana karakterimiz. Yazmaya çalışıyor, yazdıkları beğenilmiyor. Bolca içiyor, bolca yalan söylüyor. En göze çarpan özelliği belki de sonsuzca yalan söylemesi. Bunca yalanın onu içine düşürdüğü garip durumlar. Çok etkilendim, sonunda çizgiromanın oluşum sürecini bizimle paylaşan Cantek, ana karakterin trajedisinin kimsenin ona inanmaması değil, onun kimseye inanamaması olduğunu söylüyor. Sürekli yalan söylüyorsun, sürekli yalan görüyorsun. Siyasal çalkantılar var, herkesin kafası karışık, solcuları toplumdan ayıklamak gerekiyor, Yahudiler İsrail'e gediyor, kahramanımız tüm bunların içinde fakat içinde olduğu ölçüde uzağında. Kendi hayatını kotarmaya çalışıyor, bir şey olmaya, daha çok bir şey-miş gibi yapmaya çalışıyor. Çok keyifli bir çalışma olmuş, ben bayıldım. Siz de bakmak isteyebilirsiniz.

Emanet Şehir'i o kadar sevdim ki hemen ardından Uzak Şehir'i okumaya başladım. Bunları art arda tüketmek istemiyordum oysa.

Yaşadığım dönemi anlattığından herhalde, bana daha yakın geldi Uzak Şehir, daha çok sevdim. İnsan gördüğü ile, tanıdığı ile daha kolay özdeşlik kuruyor, gözlerim dolu dolu okudum.

Çizgiromanda geçiyor, annem diyor karakterlerden biri, üşürdü. Üşürse öleceğini sanırdı, benim tek derdim ona bir yün yorgan vermekti. Benim derdim insanlara yün yorgan vermek diyor, donarak ölmesinler, donmaktan korkmasınlar diye...

Doğru, hepimize bir yün yorgan gerekiyor. Hepimizin hayatında onu donmaktan koruyacağını düşündüğü bir yün yorgan mevcut. Ana karakter için, bu para. Para için çalan insanlar, para için bedenlerini satan insanlar ve hepsinin birbirinin kuyusunu kazma çabası. Hayır, hiç kimse iyi niyetli falan değil. Herkes büyük laflar ediyor ama herkes aslında inanmadığı laflar ediyor. Kapitalizmin insanı içine soktuğu sıkışmışlığı, herkesin üstüne başına sinmiş ikiyüzlülüğü, samimiyetsizliği inanılmaz güzel anlatıyor Cantek ve Pekmezci. Bunlara muhakkak bakın bence.

Şimdi galiba Mungan'ın kitabına başlayacağım, canım Mina getirdi. Birkaç saat sonra -Mert evden çıkınca- toparlanmaya başlarım. Öğlen Cansu ile buluşup yatak peşine düşeceğiz. Üç dört gündür sabah akşam 21 Pilots dinliyorum, bu gün de şunu bırakayım şuralara:

6 yorum:

  1. Büyük bir brautigan aşığı olarak çıktığını duyduğumda çok sevindim ve hemen aldım, şu an okuyorum. O tekrarlar okuyucu için biraz sıkıntı olsa da bilerek yapıldığını düşünüyorum, farklı kitaplarda aynı şiirler yayınlanmış olabileceği için. Yayınevi kitapları tekrar da olsa basmak istemiş olabilir ( bir de baskı hatasıymış, hahaha). Ben de çeviri şiir sevemedim, bu kitapta bazı şiirler hoşuma gitse de orijinalinden daha çok etkileneceğimi düşünüyorum. Keşke orijinali de olsaymış yanında şiirlerin. Amerika’da Alabalık Avı tükenmişti onu da yeniden basmışlar, o da yolda sabırsızlıkla bekliyorum 😊, keşke diğer tükenenleri de yeniden bassalar. Brautigan harika bir yazar ❤️❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiirlerin tekrarı konusunda ben de aynı şeyden şüphelendim, farklı kitaplarda tekrar basılmış olmalarından. Amerika'da Alabalık Avı'ni nadir kitapta uygun bir fiyata bulmuş ve okumuştum, çok sevmedim. Tokyo-Montana Express'i bassalar keşke.

      Sil
  2. nnınnoş guzel bı yazı olnnuş özelıkle sondakı kıtaplar dıkkat cekıcı ! .cok teşekurler cessie..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim :) Ben teşekkür ederim.

      Sil
  3. Yaşasın Brauitgan kardeşliği :)

    Kitabı henüz okuyamadım fakat hep aklımda. Adamın külliyatı bitmek üzere ve kızgınım. Keşke daha yavaş okusaydım. İstemiyorum bitmesini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnan benim için de öyle. Hawkline Canavarı, Tokyo Montana Ekspress bir de Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek kaldı. Tokyo Montana'yı henüz elime geçiremedim maalesef. Ben de bitmesini istemiyorum, öteki ikisini bekletiyorum o yüzden. Yavaş okumaya çalıştım, yapamadım, üzgünüm.

      Sil

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;