10 Eylül 2015 Perşembe

ben de yazmaya bahane arıyordum ıhıhı

şurdan
"bu gün size derin varoluşsal acılarımızdan, kıyıya vuran insanlıktan veya savaştan bahsetmeyeceğim. her zaman olduğu gibi yine kendi küçük dünyamdayım, yine kendi içime bakıyorum, yine bunu yazıyorum. yani hiç de önemli bir şey okumayacaksınız, istiyorsanız yol yakınken sayfayı kapatın" diye başlamıştım yazıya günler önce, devamını getiremedim, şimdi yazıyorum.

geçtiğimiz günlerde, eski sevgilimin evlendiğini öğrendim, nohut eveth. düğüne dair bir fotoğraf ilişti gözüme, hiçbir şey hissetmedim. inanır mısınız bitmek bilmeyen öfkem bile silindi, yok oldu. bir zamanlar, "yürütemeyeceğiz. hayatına bir başkası girecek, onu çok sevecek, belki hayatını onunla geçirmek isteyecek ve o kişi ben olmayacağım" diye kendi kendime göz yaşı döktüğüm adam, gerçekten de benimle yürütememiş, gerçekten de bir başkasıyla hayatını geçirmek istemiş ve ben hiçbir şey hissetmiyorum... zaman, yaptıklarımız, yapmadıklarımız, aşırılıklarımız bütün güzel şeylerin üzerini örtüyor, kirletiyor onları. keşke bu kadar öfkeli olmasaydım, keşke bu kadar umarsız davranmasaydım diye düşünüyorum bir an. sonra, hiç de pişman olmuyorum. canımı sıkan küçük detaylar var. mesela bu evlilik gerçekleşmeden üç ay önce "seni özledim" lerin "sana sarılmak istiyorum"ların fütursuzca söylenmiş oluşu gibi. zira üç ayın evlilik kararı almada çok kısa bir süre olduğunu düşünüyorum. kibirle, alayla ve hınçla sorduğum ve yanıtını da bildiğim "bana bunları söylüyorsun ne güzel, ama hayatında biri var mı?" sorusunun ısrarla cevapsız kalmış oluşu mesela. en iyimser halimle bir yıldırım aşkı hayal ediyorum, kendisine mutluluklar diliyorum.

ebru gülüyor, belki biraz öfkeleniyor, bilmiyorum fakat aramamı istiyor. asla bunu yapacak değilim. kaç yıl önce kapandı gitti o defter. ebru "biliyorum" diyor, "ama öfkeni kusabilirsin, içindekileri dökebilirsin." öfkeli değilim ki. artık her şey çok uzak, her şey de çok anı. kampta çok düşündüm, kendimle ilgili çok şey öğrendim. artık ona da yüklemeye çalışmıyorum bir şeyleri, sezarın hakkı sezara, affetmiyorum ama önemsemiyorum da. kaldı ki ne olursa olsun herhangi bir hemcinsimi varlığımla rahatsız edecek değilim. beni bir zamanlar varlığıyla rahatsız etmiş bir başka hemcinsimi hatırlıyorum, her gün yüzlerce kez beyefendi aranıyor, her gün yirmi-otuz mesaj atılıyor, kesinlikle kıza cevap verilmiyor veya bana öyle söyleniyor. bütün saflığımla iyimserliğimle kendimi kızın yerine koyuyorum ve diyorum ki "cevap alamıyor olmak çok daha kötü. konuş onunla, hayatımda bir başkası var de, bu konu da kapansın gitsin, ısrarcı davranmasın." "hayatımda birinin olduğuna inanmaz, daha çok üsteler" gibi bir yanıt alıyorum. kesinlikle anlam veremiyorum çünkü bana kalırsa hiç sağlıklı bir durum değil. ısrarla bu hanım kızımızla yüzleşmekten kaçılıyor, bunun nedenini kesinlikle anlayamıyorum ve "ona karşı bir şeyler mi hissediyorsun hâlâ?" diye soruyorum. bir daha bu konuyu açarsam beyefendinin kendisini hanımkızımızın kollarına atacağı şeklinde bir cevap alıyorum, tabii ki kırılıyorum, sabaha kadar ağlıyorum falanlar... hayır, kesinlikle, hiç tanımadığım ve bana kesinlikle bir zararı olmamış bir hemcinsimi varlığımla rahatsız edecek değilim. yalnız öfkemin bile bu kadar ölmüş olduğunun farkında değildim. bu dinginlik iyi geliyor zira kindar biriyim, zira ruhum kolay huzur bulmuyor.

kamp arkadaşlarımı düşünüyorum, çok güzel şeyler yaşadım, çok güzel insanlar tanıdım. birkaç kez aşık oldum, bazı anlara, bazı cümlelere, bazı insanlara. Hakan'ın dediği gibi, aşkın çok fazla boyutu var, çok fazla çeşidi. 

bir hafta sonu genel tatil vardı kampta, isteyenlerden bir miktar para toplandı ve tekne kiralandı, tekne turu yaptık. parayı toplama görevi benimdi, iki günüm vardı. yeraltı dünyasında köpekbalığı diye nam saldığımı iddia ettiğimden, mafyasal güçlerime büyük güven duyduğunu ifade ederek bu görevi bana verdi hoca. kendime öyle güvenmiyorum ki "emin misiniz?" diye soruyorum. "eminim" diyor. parayı topluyorum, hoca beni merkez bankası ilan ettiğinden tekneye gidene dek yanından ayırmıyor. tekneye geçiyoruz, müzik ve evet insanlar dans ediyor. önceki gece alkolü biraz fazla kaçırmışım, sabaha karşı da sızmışım zaten. uyumuyorum, sızıyorum. sabah beni odadakiler uyandırıyor nitekim, alarmımın sesini kesinlikle duymamışım. böyle olunca hayli tuhaf ve uzağım ortama, sakinim, oturuyorum ve insanları izliyorum, denizi izliyorum. sonra bir yerde duruyoruz, herkes yüzüyor.

yüzmeyi çok küçük yaşlarda öğrendim, geliştirme fırsatı da bulamadım. senelerdir hiç yüzmedim dolayısıyla çok korkuyorum. nagehan uzun yıllar yüzdüğünü, spor olarak da bununla ilgilendiğini, dolayısıyla iyi bir yüzücü olduğunu söylüyor. "eğer istersen birlikte yüzebiliriz, hem korkunu da yenmiş olursun." önce kafama yatmıyor, sonra tamam diyorum. birlikte suya giriyoruz. felaket panikliyorum, ve bir anda etrafım insanlarla çevreleniyor. hoca elimi tutuyor ve bana su üzerinde kalmayı öğretiyor. akciğerlerimiz hava ile dolu olduğu sürece, nasıl istesek de batamayacağımızı anlatıyor. engin pek bile suyun kaldırma kuvvetinden bahsediyor. önce insanları benimle uğraşmak zorunda bıraktığım için utanıp sıkılıyorum galiba biraz ama sonra, kimsenin nezaketen yanımda bulunmadığını, herkesin halinden memnun olduğunu fark ediyorum. rahatlıyorum, kendimi suya bırakıyorum. minik adımlar atıyorum.

çıkınca havlularımızı serip bir köşeye geçiyoruz jansed ve nagehan'la. belki de o gün, dostluğumuzun temellerini atıyor çünkü zaman içinde nagehan benim için "nagiş" oluyor, jansed "minik kedim." o gün suya batmamak için sarıldığım bu insanlara daha sonra iç sıkıntısıyla boğulmamak için sarılıyorum. o günü hatırlatması adına şu videoyu saklıyorum.

daha sonra nagiş'le aynı arazi ekibine düşüyoruz. birlikte çalıştığınız insanlarla ister istemez farklı bir bağ oluyor aranızda, bir de aynı odada kaldığınız. her sabah aynı arabada uykusuzluktan ölüyoruz bir ay boyunca, güneşin altında birlikte o mesafeyi katediyoruz. hep beraber şezlongları birleştiriyoruz, yan yana uyuyoruz üşümemek için birbirimize sokularak. her gece birlikte şarkı söylüyoruz araba bagajlarında, bakınız onun vidyosu da şöyle.

muhteşem bir ekiple çalıştım, harika insanlarla tanıştım. bir filme sahne olacak anlar yaşadım, öyle naif, öyle güzel... aklıma geldikçe bunları hatırlıyorum, gülümsüyorum. sanırım böyle ufak ufak da sizlerle paylaşacağım, askerlik anıları gibi, kamp anıları...

iyimser olmak, iyi niyetle yaklaşmak, aynı amaç etrafında birleşmek ve çalışmak ne güzelmiş diyorum. bunu orada kaldığım süre boyunca her gün kendime söylüyorum belki. bana en çok okul dergisi çıkarmaya çalıştığımız günleri hatırlatıyor. o günler de bana çok şey kazandırmış. bir ekip olmak, çok sesli çok renkli bir ortamda bir işi yürütmeye çalışmak bazen gerçekten çok zor. anlaşmazlıklar, sürtüşmeler, geri dönüşler. ufak kırgınlıklara şahit oldukça, küçük tartışmaları gördükçe lise yıllarını, o günleri hatırlıyorum. nasıl birbirimize saldırdığımızı ve sonra nasıl birbirimize sarıldığımızı. benim için muazzam bir deneyimmiş bunu kampta anlıyorum. belki de bu yüzden orada o kadar pozitif, o kadar neşeli, o kadar olaylarla barışık kalabildim uzunca bir süre. çünkü uzaklaşıp baktığımda ne göreceğimi biliyordum, uzaklaşamadığımda bile.

fakat sonra ev, sonra annem, sonra mecit abim. sonra pirsingim, sonra iflah olmaz serseri ruhum. sonra gerçek dünyaya dönüş, asla kabul göremediğim bir dünyaya, hem de kabul görülmeyi en çok istediğim insanlar tarafından. sonra koray, sonra paranoyalarım, sonra algısal bozukluklarım, sonra kaçıp gitme isteğim.

şimdi ankara'dayım. yeni bir okul dönemi için hiç ama hiç hazır değilim. ne yapacağımı hiç bilmiyorum gerçekten. korkuyorum. geçen günlerde sinemis bize geldi, balık vardı evde. balık yemek istedi fakat kılçıkları olduğu için korktu. ona "sana çok bilgece bir öğüt vereceğim sinemis çünkü çok bilge biriyim ben" dedim, göz kırptım. "beni ciddiye al ve sakın söylediklerimi aklından çıkarma, büyürken çok işine yarayacak: yapmak istediğin bir şey varsa, ne pahasına olursa olsun onu yap. korkuların yüzünden isteklerinden vazgeçme." sinemis yine de balığı yemiyor ama ben kendime de aynı şeyi öğütlemekten çekinmiyorum. james baldwin'i hatırlıyorum: "kendinizi bir korkuya karşı savunmak, gün gelip onun tarafından ele geçirilmenizi garantilemekten başka bir şey değildir; korkularla yüzleşmek gerekir." 
kampa giderken de deli gibi korkuyordum...

bakın mavi kampla ilgili bir video yapmış, bakalım beni bulabilecek misiniz? meheheh

bu da gözümü açar açmaz dinlediğim şarkı;


6 yorum:

  1. Yaptığınız işe çok saygı duyuyorum ama halen daha anlayamadığım kafamı kurcalayan bir nokta var , düşünebilen hayvan ;insan dışında bütün hayvanlar kendi kendilerine doğup büyüyebildiği gerçeği varken böyle bir kitlenin karettelara yardım edelim derken tam tersi rahatsız edebileceği ihtimali yok mudur ? İki yazında da düşündüğüm tek şey bu cidden merak ediyorum ?
    Diğer konuda olayı, tam bilmemekle birlikte anladıiğım kadarıyla ,affedersin veya affettiğini sanırsın ya da umursamazsın ama kendine bunu yapılmış olmasını hazmedebilir misin o aşamaya ulaşılabilinir mi acaba

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu ben de düşündüm gerçekten. İyilik edelim derken zarar veriyor olabilir miyiz diye sorguladım. Bakir bir alan olsaydı sanırım hayvanları kendi haline bırakmak daha doğru olabilirdi ancak çalıştığımız bölgeler genellikle otel yakınları veya insan faaliyetinin yoğun olduğu bölgeler. Aslında biz insandan korumaya çalışıyoruz hayvanları, doğal sürece müdahale etmeyi ben de pek mantıklı bulmuyorum. Yuvaları buluyoruz, işaretliyoruz ve koruma niyetiyle çevreliyoruz bazen yavruların çıkmasını engellemeyecek şekilde. Buna rağmen yuvalar kayboluyor, bazen üzerlerinden traktör falan geçiyor. Bir de yürütülen bilimsel çalışmalar da söz konusu aynı zamanda. Herhalde uzun uzun tartışılabilir bu kısmı işin. Ben bencil amaçlarla gittim, kendimi düşünerek gittim, kendim için çalıştım. Tabii ki yaptığım iş de önemliydi ama itiraf etmek gerekirse bunun etik yönü üzerine uzun uzun düşünmedim.

      Diğer konuda, hazmedebileceğimi sanmıyorum hiç.

      Sil
  2. Ay en sonda sertifika alan sen misin? Ne güzel bir şey yaptın, çok gurur duyuyorum seninle <3

    YanıtlaSil
  3. kalabalıkta göremedim seni ama hocayı öpen sensin işteeee :) ne güzel arkadaşlıklar tabii. ya bigün okul bitip işe girince yalnız yaşarsın aile baskısından da kurtulursun yaa.

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;